Merhaba.
Buranın sakinliği, kendi üzerimdeki tıkanma ve genel olarak yaratamamanın verdiği durgunlukla daha tematik bir yöne doğru yola çıkmış bulunuyorum.
Şimdilik kendime sakladığım yazıları belki bir gün sizlerle de paylaşabilirim.
Daha güzeli, belki de siz kendi kendinize bir yerde denk gelirsiniz.
Burada da ara ara yazmaya devam edeceğim.
Hala okumaya devam eden ve bu habere üzülecek olan var mı bilmiyorum, ama varsa çok tatlısınız. Ve sizlere teşekkür ediyorum.
Her ne kadar yazmaya okunma beklentisiyle başlamasa da insan, yazdıklarına geri dönüp baktığında başkalarının da bunları okuduğunu düşünmek isterken buluyor kendisini.
İşte böyle şeyler.
Herkese mutlu Perşembe akşamları!
Biraz her şey, biraz hiç bir şey... Mutlaka bir yerlerde bir kahve kokusu, sakin bir melodinin tatlı duygusu...
yeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10.7.14
27.2.14
Scenes From An All-Boys Gig
Characters (L to R):
- Father of two at the piano, who barely made it to the concert after his long shift at the office; he is still in his worn out light grey suit, sans the tie - minor adjustment towards the casual look.
- Ex-soldier, band leader of his time on the trumpet; he is so disappointed with the small turn-out that he can't help but break into laughter after every weak applause from the crowd.
- The young and aspiring over-sized teenager on the double bass; his cheeks are as red as his red plaid shirt.
- The third most important man of an old and rooted Italian mafia on the tenor sax. His crazy moves during this sax solos conflict with his subtlety.
- Tall, white, young and lovely, the alto sax player with possibly Danish genes looks as dissimilar to the band, as a red apple in a bowl of citrus. He is torn between caring or not caring about what anybody thinks about him; but then again, that only means that he does, indeed, care.
- His haircut and glass shape choice give his most discreet secret away -the kind you would keep in closet-, the drummer looks happy to be a part of this boys club; his obedience visible, through the way he follows the instructions of the trumpeter.
Please and thank you's. Two hours of sheer musical experience. Intensity.
Promises, made, yet quite questionable.
Makes you wonder, really, who their closest friends may be.
Not us, for certain, but maybe they should re-consider that.
We were of the few, that actually were, there, in the end.
Please, thank you.
- The young and aspiring over-sized teenager on the double bass; his cheeks are as red as his red plaid shirt.
- The third most important man of an old and rooted Italian mafia on the tenor sax. His crazy moves during this sax solos conflict with his subtlety.
- Tall, white, young and lovely, the alto sax player with possibly Danish genes looks as dissimilar to the band, as a red apple in a bowl of citrus. He is torn between caring or not caring about what anybody thinks about him; but then again, that only means that he does, indeed, care.
- His haircut and glass shape choice give his most discreet secret away -the kind you would keep in closet-, the drummer looks happy to be a part of this boys club; his obedience visible, through the way he follows the instructions of the trumpeter.
Please and thank you's. Two hours of sheer musical experience. Intensity.
Promises, made, yet quite questionable.
Makes you wonder, really, who their closest friends may be.
Not us, for certain, but maybe they should re-consider that.
We were of the few, that actually were, there, in the end.
Please, thank you.
23.2.14
Scenes From An Almost-Sleepover With The Boys
- The toilet seat refuses to stay down. At least boys pee with the toilet seat up.
- Coffee is made, and coffee is served at anytime you want.
- Cookies are taken serious. There are rules to eating certain cookies.
- Smoking is a continuous offer, and is encouraged, but always voluntary.
- Comfiest chair is presented, despite their inconvenience.
- Focus is kept on fun and entertainment.
- There are goals to these all-nighters. They are not about the process, but the end cause.
- They happen, because of cronuts.
- And you don't necessarily understand it, but they don't mind.
- Goodnight.
5:17 AM
- Coffee is made, and coffee is served at anytime you want.
- Cookies are taken serious. There are rules to eating certain cookies.
- Smoking is a continuous offer, and is encouraged, but always voluntary.
- Comfiest chair is presented, despite their inconvenience.
- Focus is kept on fun and entertainment.
- There are goals to these all-nighters. They are not about the process, but the end cause.
- They happen, because of cronuts.
- And you don't necessarily understand it, but they don't mind.
- Goodnight.
5:17 AM
6.1.14
5.1.14
Kutlanacak Ne Çok Şey --
Bu sene blogum 5. yaşına giriyor.
İnanılır gibi değil, değil mi?
5 seneden bu yana hem yazılarımın sıklığı hem miktarı hem de içeriği ne çok değişti, görmek komiğime gidiyor.
Unutuveriyorum bazen burayı.
Aklıma geldiğinde, yazacak söz bulamıyorum.
Ama dönüp dolaşıp kendimi burada buluyorum.
Bilgisayarımdaki kısa yolunun ismi "ev" olan bir sayfa burası.
Başlangıçtan bu yana değişmeyenler de oldu pek tabii.
Kahve ve çikolataya olan bağımlığım,
müziğe olan tutkum,
bitmeyen bitmeyen bitmeyen hayallerim.
Susmayan şarkılar.
Büyümek, azalmak ve özülmek ise bu blog bunun nefis bir kanıtı.
Bu seneye girerken, önümdeki günlere bir sorumluluk yüklemeden girdim bu sefer.
İlk gün nasılsa, bütün sene öyledir mantralarını falan da geride bıraktım.
Yılın 1inde değil, ne bileyim, 7sinde başlayabilirim bir şeyleri değiştirmeye.
Aceleyi geride bırakıyorum.
Son olarak:
Sevgili 2013,
Beni çok heyecanlandırıp, çok yordun, ve çok üzüp, çok mutlu ettin.
Koca bir duygu seliydin.
Sana çok büyük hayaller ve sorumluluklar yükledim, ve sen hepsini üzerinde taşıdın, teşekkür ederim.
Kalbimde her zaman ayrı bir yerin olacak.
Hoşçakal.
İnanılır gibi değil, değil mi?
5 seneden bu yana hem yazılarımın sıklığı hem miktarı hem de içeriği ne çok değişti, görmek komiğime gidiyor.
Unutuveriyorum bazen burayı.
Aklıma geldiğinde, yazacak söz bulamıyorum.
Ama dönüp dolaşıp kendimi burada buluyorum.
Bilgisayarımdaki kısa yolunun ismi "ev" olan bir sayfa burası.
Başlangıçtan bu yana değişmeyenler de oldu pek tabii.
Kahve ve çikolataya olan bağımlığım,
müziğe olan tutkum,
bitmeyen bitmeyen bitmeyen hayallerim.
Susmayan şarkılar.
Büyümek, azalmak ve özülmek ise bu blog bunun nefis bir kanıtı.
Bu seneye girerken, önümdeki günlere bir sorumluluk yüklemeden girdim bu sefer.
İlk gün nasılsa, bütün sene öyledir mantralarını falan da geride bıraktım.
Yılın 1inde değil, ne bileyim, 7sinde başlayabilirim bir şeyleri değiştirmeye.
Aceleyi geride bırakıyorum.
Son olarak:
Sevgili 2013,
Beni çok heyecanlandırıp, çok yordun, ve çok üzüp, çok mutlu ettin.
Koca bir duygu seliydin.
Sana çok büyük hayaller ve sorumluluklar yükledim, ve sen hepsini üzerinde taşıdın, teşekkür ederim.
Kalbimde her zaman ayrı bir yerin olacak.
Hoşçakal.
28.9.13
24.9.13
(How I feel) Here
I've tried but I couldn't find any warning of you dear
Bitmeyen yenilikler silsilesinin içinde insan gerçekten çok kolayca kaybolur.
It's hard to make out any sense of how I feel here
Alışveriş listelerinden, ödev listelerine; terim post-itlerinden, buluşma post-itlerine; yıkanacak bulaşıktan, yıkanacak çamaşıra; transpoze edilecek parçadan, kurulacak yedililere koştururken insan nerede olduğunu unutur.
All I know, is that my days go on and on without you here,
without you here
Ta ki oda arkadaşınız yan masanızda ağlamaya başlayana kadar.
My days go on and on without you here,
without you here
Siz kulaklıklarınızın altında "chord progression"larınızla uğraşırken durumu kurtarmak için geç kalmışsınızdır bile.
I beg your pardon, love
But you've interrupted me
Yemekhanelerden plastik çatal-bıçak, kahve dükkanlarından şeker cepleyerek hayatınızı sürdürme çabalarınızın anlamsızlığı, işte o sırada ortaya çıkar.
And the sad song that's played
Like a drum inside of me
Daha yeni başladık.
Daha beş hafta oldu.
Daha yeni, yeni bir derse başladım.
Daha ilk sınavıma girmedim.
Daha ilk sevgilimle tanışmadım.
Daha yeni başladık.
My, my what a fool am I, for allowing this to be
But this fool cannot ignore the light when he sees you
İnsan gerçekten çok kolayca kaybolabiliyor.
And my days go on and on without you here
without you here
Ta ki kendisi gibi kaybolmuş birisi, kaybolduğunu fark edene kadar, kaybolduğunu bile fark etmeden üstelik.
And my days go on and on without you here
without you here
Uzaktayız. Tek bir noktadan değil, birkaç noktadan uzaktayız.
And my days go on and on without you here
without you here
Bu noktalar başlangıç noktaları bile değil üstelik.
Kendi yerçekimleriyle kalplerimizi çekiştiren gezegenler gibi.
And my days go on and on without you here
without you
Boşlukta, kocaman, pasparlak, ama uzakta gezegenler.
Here..
Bizler de kendi küçük gezegenimizde gibi.
Without you here
Çayı özlemedim mesela.
Without you here
Ama kahvaltıyı özledim, beraber çıkılan, babamın iki kaşıktan fazla reçel yediğinde annemin sinirlendiği türden kahvaltıyı.
Without you here
(Greg Laswell)
Bitmeyen yenilikler silsilesinin içinde insan gerçekten çok kolayca kaybolur.
It's hard to make out any sense of how I feel here
Alışveriş listelerinden, ödev listelerine; terim post-itlerinden, buluşma post-itlerine; yıkanacak bulaşıktan, yıkanacak çamaşıra; transpoze edilecek parçadan, kurulacak yedililere koştururken insan nerede olduğunu unutur.
All I know, is that my days go on and on without you here,
without you here
Ta ki oda arkadaşınız yan masanızda ağlamaya başlayana kadar.
My days go on and on without you here,
without you here
Siz kulaklıklarınızın altında "chord progression"larınızla uğraşırken durumu kurtarmak için geç kalmışsınızdır bile.
I beg your pardon, love
But you've interrupted me
Yemekhanelerden plastik çatal-bıçak, kahve dükkanlarından şeker cepleyerek hayatınızı sürdürme çabalarınızın anlamsızlığı, işte o sırada ortaya çıkar.
And the sad song that's played
Like a drum inside of me
Daha yeni başladık.
Daha beş hafta oldu.
Daha yeni, yeni bir derse başladım.
Daha ilk sınavıma girmedim.
Daha ilk sevgilimle tanışmadım.
Daha yeni başladık.
My, my what a fool am I, for allowing this to be
But this fool cannot ignore the light when he sees you
İnsan gerçekten çok kolayca kaybolabiliyor.
And my days go on and on without you here
without you here
Ta ki kendisi gibi kaybolmuş birisi, kaybolduğunu fark edene kadar, kaybolduğunu bile fark etmeden üstelik.
And my days go on and on without you here
without you here
Uzaktayız. Tek bir noktadan değil, birkaç noktadan uzaktayız.
And my days go on and on without you here
without you here
Bu noktalar başlangıç noktaları bile değil üstelik.
Kendi yerçekimleriyle kalplerimizi çekiştiren gezegenler gibi.
And my days go on and on without you here
without you
Boşlukta, kocaman, pasparlak, ama uzakta gezegenler.
Here..
Bizler de kendi küçük gezegenimizde gibi.
Without you here
Çayı özlemedim mesela.
Without you here
Ama kahvaltıyı özledim, beraber çıkılan, babamın iki kaşıktan fazla reçel yediğinde annemin sinirlendiği türden kahvaltıyı.
Without you here
(Greg Laswell)
8.9.13
31.8.13
15.7.13
A Few Things
ARTIK DÖNDÜM! veya BUNDAN SONRA HEP BURDAYIM! gibi açıklamalarla dönüş yapmayı pek istesem de;
kendimizi kandırmayalım.
Geçtiğimiz 9 ayda küçülüp küçülüp kıçıma kaçan beynim, son 2 ayında şişti şişti ve patlayıp parçacıklara bölündü. Sebzeli etli, hiç yemediğim o çorbalara dönüştü.
Yeni insanlar tanıdım.
Tanıdıklarımı yeniden tanıdım.
Bazılarına sımsıkı sarıldım, aslında çoğuna, çoğunlukla sımsıkı sarıldım.
Güldüm. Ağladım. Korktum. Çok korktum. Pes eder gibi oldum. Derin nefes alıp, müzik dinleyip, pes etmekten pes ettim. "For we know we need each other so we better call the calling off off" dedim.
Umutlarıma, hayallerime sarıldım. Boğana kadar belki de.
Sonra bu halimi gören ve ne yaptıysa durumu çözen adama siber sarıldım.
Şimdi gözlerim yaşarana kadar gülebiliyorum.
Ama bu işin kişisel kısmıydı.
Bir de işin toplumsal kısmı var ki, insanı çıldırtıyor.
Buraya çok da yansıtasım yok.
Sadece yüreği benimkinden katlarca büyük, cesareti beni telaşa sokacak kadar sarsılmayan insanlara teşekkür etmem gerek.
Sizleri korumak ve yüceltmek için korkak benliğimin el verdiği kadarını yapmaya devam edeceğim.
Günler geçmeye böyle devam ediyor.
Üç vakte kadar üç yolculuğum var. Üçü de farklı amaçlara hizmet edecek.
Üçü de beni pek sevdiğim yeşil duvarlarımdan ayırıyor.
"Home is where the heart is" diyip, içimi ferah tutuyorum.
11.3.13
"get back what we lost"
Bu seferki ara pek uzun oldu.
Fark etmeden tam iki ay ara koymayı başarmışım.
Bir zamanlar vardı söyleyecek sözüm hiç bitmez idi; şimdi ise aklımdan gelip geçiyorlar.
Kendimden haber vererek başlayayım dedim:
Böyle şeyler dinleyip
Böyle şeyler izliyorum
Böyle şeylere gülüyorum da gülüyorum
Böyle şeyleri öğrenmeye çalışıyorum
Şimdilik böyle.
Fark etmeden tam iki ay ara koymayı başarmışım.
Bir zamanlar vardı söyleyecek sözüm hiç bitmez idi; şimdi ise aklımdan gelip geçiyorlar.
Kendimden haber vererek başlayayım dedim:
Böyle şeyler dinleyip
Böyle şeyler izliyorum
Böyle şeylere gülüyorum da gülüyorum
Böyle şeyleri öğrenmeye çalışıyorum
Şimdilik böyle.
31.12.12
Ho ho ho
Bu blog bile yaşlanıyor artık,
inanması ne güç.
Bloguma iyi ki doğdun,
Okuyan bir avuç insana da mutlu seneler!
2012 benim için koca bir rüyaydı, 2013'ün aşacağı çıtayı çılgınca yükselten.
Umarım şu an tüketmekte olduğum fındık ezmesi - çikolata karışımı kadar tatlı bir sene olur hepimiz için.
Sevgiler,
Pipe Dreams
inanması ne güç.
Bloguma iyi ki doğdun,
Okuyan bir avuç insana da mutlu seneler!
2012 benim için koca bir rüyaydı, 2013'ün aşacağı çıtayı çılgınca yükselten.
Umarım şu an tüketmekte olduğum fındık ezmesi - çikolata karışımı kadar tatlı bir sene olur hepimiz için.
Sevgiler,
Pipe Dreams
4.7.12
Gitme Mevsimi
Yine o dönemdeyiz:
"Gitme Mevsimi"
Ben ve çevremdeki bir çok insanın kendini geliştirmek, kendini göstermek, kendini bulmak, kendini anlamak için "gittiği" mevsim.
Şimdiye dek çıkacağım en uzun yolculuk için bavul yapmam gerekiyor.
Şu an saat 20:23.
Uçağım yarın öğlen 12:00'de kalkıyor.
Evden sabah 07:00 gibi çıkmayı düşünüyoruz.
Asla istediğimiz zamanda evden çıkamadığımız için çıkışımız -en iyi ihtimalle- 07:30'u bulur diye düşünüyorum.
Bu bana, kabı olmayan su kütlelerinin yayıldığı gibi yayılmış olduğum odamı iki bavula sığdırmak için 10 saat 7 dakika bırakıyor.
Ben bu hesabı yapana kadar sürem 10 saat 4 dakikaya düştü bile.
Kendimden beklemediğim bir içsel panik, dışsal sakinlik içerisindeyim.
İçimde hiç durmak bilmeyen bir hortum var sanki. Bedenimin içindeki her şeyi savuruyor fakat derim öyle sert ki, içeride kısılı kalıyor. Dışarıdan baktığınızda ise uykulu ve huzurlu bir ben göreceksiniz.
Heyecanlanmamam saçma olurdu. Biliyorum.
Ne kadar uzun süredir yarın bineceğim uçağı beklediğimi beni azıcık tanıyan herkes bilir.
Yine de içime biraz daha hakim olabilmek isterdim.
Ya da en azından bavulumu toplayabilmek...
Derin bir nefes.
Ve işime dönüyorum.
Boston'dan bir isteğiniz var mı?
29.5.12
İçimden Gelen.
"Kalbimde bir şarkı tınladı,
İçinde yalnız sen ve o vardı..."
Bu sözlere şans eseri bugün rastladım.
6 Haziran'da Galatasaray Lisesi'nin festivalinde performans verecek olan BİZ grubuna ait sözler.
Bu grubu bugün bulmam kaderin bir cilvesi olsa gerek, çünkü gerçekten güzel şeyleri keşfetmeye ihtiyacım vardı, kafamı dağıtabilmek için.
Türkiye'de güzel indie müzik yapılıyor mu? sorusunu kendi kendine soran bir tek ben miyim bilmiyorum ama bugün cevabımı bu grup sayesinde almış oldum: Evet.
Kendileri kült alternatif şarkıları cover'lamakla kalmıyor (Bkz: "Aklım Nerde?" Where Is My Mind - The Pixies) yepyeni albümlerinde kendi bestelerini de yapıyorlar.
Az sonra ise Death Cab For Cutie tadında bir bestelerinin pamuk şeker esintili klibini göreceksiniz.
Gözlerinizi kapama arzusuna direnip, videoyu izlemenizi tavsiye ederim.
Beğenenlerle 6 Haziran'da Galatasaray'da görüşürüz belki...
İçinde yalnız sen ve o vardı..."
Bu sözlere şans eseri bugün rastladım.
6 Haziran'da Galatasaray Lisesi'nin festivalinde performans verecek olan BİZ grubuna ait sözler.
Bu grubu bugün bulmam kaderin bir cilvesi olsa gerek, çünkü gerçekten güzel şeyleri keşfetmeye ihtiyacım vardı, kafamı dağıtabilmek için.
Türkiye'de güzel indie müzik yapılıyor mu? sorusunu kendi kendine soran bir tek ben miyim bilmiyorum ama bugün cevabımı bu grup sayesinde almış oldum: Evet.
Kendileri kült alternatif şarkıları cover'lamakla kalmıyor (Bkz: "Aklım Nerde?" Where Is My Mind - The Pixies) yepyeni albümlerinde kendi bestelerini de yapıyorlar.
Az sonra ise Death Cab For Cutie tadında bir bestelerinin pamuk şeker esintili klibini göreceksiniz.
Gözlerinizi kapama arzusuna direnip, videoyu izlemenizi tavsiye ederim.
Beğenenlerle 6 Haziran'da Galatasaray'da görüşürüz belki...
14.5.12
Homemade Jazz
Hayranlıkla izlemekte olduğum,
Tanıştığım için kendimi şanslı hissettiğim,
Ve gördüğüm kadarıyla şu klipteki tatlıların toplamından bile tatlı bir kadının,
Tatlı mı tatlı klibi.
Tanıştığım için kendimi şanslı hissettiğim,
Ve gördüğüm kadarıyla şu klipteki tatlıların toplamından bile tatlı bir kadının,
Tatlı mı tatlı klibi.
2.1.12
2012.
Sütlü kahvenin tadı, aynı.
Son ana bırakılan ödevlerin stresi, aynı.
Akvaryumum da şebelek şebelek yüzen balıklarımın şebeleklik kat sayıları, aynı.
Odamın dağınıklığı, aynı.
Okunması gereken kitapların, kitap okumaya ayırabildiğim vakte oranı, aynı.
Dinlediğim müziklere eşlik etmekten duyduğum keyif, aynı.
Geleceğe olan merakım ve endişem ve heyecanım, aynı.
Yarın erken kalkacağımı biliyor olmanın azabı, aynı.
Yapmam gereken şeyleri ertelemeye olan müthiş yeteneğim, aynı.
Bu kadar çok şey aynı iken, nasıl yeni bir yılda olabiliriz ki?
"When she was just a girl,
She expected the world
But it flew away from her reach
So she ran away in her sleep
...
This could be Para-Para-Paradise"
-Coldplay
Not: Blogum üç yaşında!
Son ana bırakılan ödevlerin stresi, aynı.
Akvaryumum da şebelek şebelek yüzen balıklarımın şebeleklik kat sayıları, aynı.
Odamın dağınıklığı, aynı.
Okunması gereken kitapların, kitap okumaya ayırabildiğim vakte oranı, aynı.
Dinlediğim müziklere eşlik etmekten duyduğum keyif, aynı.
Geleceğe olan merakım ve endişem ve heyecanım, aynı.
Yarın erken kalkacağımı biliyor olmanın azabı, aynı.
Yapmam gereken şeyleri ertelemeye olan müthiş yeteneğim, aynı.
Bu kadar çok şey aynı iken, nasıl yeni bir yılda olabiliriz ki?
"When she was just a girl,
She expected the world
But it flew away from her reach
So she ran away in her sleep
...
This could be Para-Para-Paradise"
-Coldplay
Not: Blogum üç yaşında!
30.12.11
28.1.11
2.1.11
Yılbaşı
Benim yılbaşım üç gün sürdü.
Cuma akşamüstü başladı ve bugün birkaç saat önce sona erdi.
Ne güzeldi haftasonu:
Hayal kurmaya bile vakit olmadı.
Güle güle bir hal olduk.
3-5-8'de harikaymışım haberim yok.
Ne hallere düşmüşüm haberim yok.
Uçmak neler ifade edebiliyormuş meğer, haberimiz yok! :)
***
Yeni yılda yapacağım ilk şeylerden bir tanesi geleceğime dair bir bilgilenme olacağı için heyecanlıyım. Bakalım işe yarayacak mı?
2011'de başarmak istediğim şeyleri bir kağıda yazmadım.
Belki de yazmalıyım. Ama yazmadım.
2010'dan daha güzel olmasını istediğimi biliyorum.
Daha başarılı olmak istediğimi,
Hayallerimi gerçekleştirmek adına çalışmak istediğimi biliyorum.
Kilo vermek gibi fani hayallerim de yok değil.
2011'de mutlu olmak istiyorum.
***
Kutlamayı unuttuk!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

