Sayfalar

Travis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Travis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.8.13

Stage 1: Homesickness

or so I've been told.

Evet efendim.
Buradayım.
Çılgın heyecanlar, karın ağrıtan stresler, ellerimle yazıp postaladığım - cevap alamadığım mektuplar, başvurular, formlar, sayfalarca formlar, neden istiyorsun?lar, gelince ne yapacaksın?lar, ne katacaksın?lar, şarkılar, notalar, transpozeler, 20 dakikalık aralarda 40 dakikalık kayıtlar, lütfenler, teşekkür ederimler, inanamıyorumlar, oley!ler, oh be!ler, vay be!ler...

Hepsi bunun içindi.
Kaybolmanın saniyeler süreceği, bulunmanın yıllar alacağı bir şehir.
Müzik, sonsuz müzik, her yerden herkesten akan müzik.
Hiç görmediğin giysiler, hiç görmediğin kıyafetler, hiç görmediğin insanlar, hiç görmediğin binalar, hiç görmediğin, göremeyeceklerin.
Mavi iş seloteypiyle yapıştırılmış kırık masa lambası.

Mavi iş seloteypiyle yapıltırılmış kırık masa lambasının yalnızlığı.
Zincirleme ad tamlaması.

Bu kadar zor olacağını düşünmemiştim.
Annemi yolculayacağım günün gözlerimin kurumadığı bir gün olacağını düşünmemiştim.
13 yaşında hiç tanımadığım bir kızın halimi görüp bana sarılacağını hiç düşünmemiştim.
Hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim. Her yerimden çaresizlik akıyormuş gibi.

İnsan hayal kurarken bunları düşünmüyor.
Sanırım kendinden büyük hayaller kurup gerçekleştiğinde benim kadar afallayan biri daha yoktur.

Tanıdık seslerle evin yolunu tutuyorum - zihnimde.

"I'm standing at the firing line
Too scared to jump to leave behind
The lights go down and there's nowhere left to hide
Into the great unknown!"
- Travis

Tell me what to do, oh, Molly Molly

27.3.13

Indefinitely (Travis)

Everyday in every way I'm falling

Klasik bir günün 6 saatini uyuyarak, 16 saatini gülümseyerek geçiren birisi olarak, günün kalan o 2 saatinde kendimi varoluşsal bir boşluğun içinde buluyorum.
İnsan sanki daima çürüyen bir varlık. Sankisi de yok ya bu işin. Yaşamaya başladığı andan tek bir sona doğru "ilerleyen" bir varlık.
Buna ilerlemek denirse.

Shine a light on me so that everyone can see,
That I want to stay here, indefinitely

Üstelik ben böyle de değilim.
Böyle düşünmek de istemiyorum.
Nasıl düşünmem gerektiği, nasıl mutlu olacağıma, nasıl umutlu olacağıma dair herşeyi biliyorum.
Fakat bilmek yetmiyor - bir çeşit bilgisayar virüsü gibi adeta "insan" olmak.
Ne kadar çabalarsan çabala içindeki hisler curcunasını durduramıyorsun.
Beklentinin aksi yönünde gerçekleşen şeyler seni üzüyor, beklentinin doğrultusunda olanların seni neşelendirdiği gibi.
"Zaten bekliyordum" diyebilmek, o güzel anlarda içinde zıplayan çocuğu durdurmadığı gibi; kötü gelişen durumlarda da kalbini bir arada tutamıyor.

Time exists just on your wrists, so don't panic.

Oysa ne kolay olurdu, o "herşeyin yolunda olduğu" ana atlayabilmek.
Şu kısa gelecekte başına gelenleri kabul ettiğin ve huzura kavuştuğun o ana, aradaki ızdırabı ve hayalkırıklığını hiç yaşamadan atlayabilmek.

Moments last, and life times are lost in a day.

Hayat ne tatlı olurdu öyle.

So wind your watches down please, cause there is no time to lose

Ne bu hissiyatı değiştirebiliyor insan, ne de o sırada kaybettiği zamanı geri alabiliyor.
Bugün beni kanepenin tepesinde asık bir suratla bırakan bir kararın yaptığı gibi.
Oysa okunacak kitaplar, izlenecek filmler vardı.

And I'm going to stay here, indefinitely

Neyseki çabuk iyileşen bir ruha sahibim.
Ailemizde süregelen "sabah uyandığımızda hiçbir şey olmamış gibi davranma" geleneğinin bir sonucu bu.
Aile ilişkilerini zorlaştırsa da, sabahları kolaylaştıyor ne diyeyim.

And I want to stay here, so just let me be...

Sabah daha iyi hissetmek üzere...

12.6.10

Oh baby sing, sing... (Travis)

Küçükken bir arkadaşım korktuğunda şarkı söylediğini ve bunun kendisini kötülüklerden koruduğunu söylemişti.

Ve biz de o yaz gecelerinden birinde, bir evden diğer eve koştururken, kendimizi karanlıktan, yabancılardan ve kurbağalardan korumak için şarkı söylemiştik.

17.5.10

Left it out on the shelf

Kütüphanem kitap doldu taşıyor, hala hiç birini okumaya başlamadım.
Bugün bir de utanmadan yeni bir tane ekledim.
Of, şu tatilde bir tane falan okusam bari..

Here's to you
Who had everything
And left it out on the shelf
There's no one else to blame
Except yourself
- Travis

9.5.10

Anneler Günü

Mother are you mad at me
Mother are you scared
That someday you will turn around
And look to find your brown-eyed girl's not there..

But mother don't you worry
Mother don't you fret
Cause we've been through so much pain and joy and suffering
For me to forget

The times we had together
Times that were so full
But time's gone by before my eyes
And I realise
Time was often cruel...

So mother don't you worry
Mother don't you cry
Cause there'll come a day
When I will take the reins from your fair hands and wave
"Bye bye"

Travis


***

Anneciğim,

Senin yüzün gördüğüm en güzel yüz,
Ve sesin duyduğum en güzel ses olarak kalacak.
Senin kurabiyelerin ve keklerin en lezzetlileri,
Senin kucağın daima en sıcağı olacak.


Bense asla tekrar kucağına sığamasam da,
Daima seninle olacağım.

Seni çok seven,
"can yoldaşın"
Kızın

23.3.10

Dear Diary

Ben dünyada yaşamakla baş edemiyorum sanırım.
İçinde bulunduğum bu hırs, istek ve amaç karmaşasında nerelerin güvenli bölge olduğunu bilmiyorum ve ben sürekli kopup gitmiş bir akıntının içinde sürükleniyorum.
Ve ben artık o kadar yoruldum ki nefes bile alamıyorum.
Herkes ne kadar meşgul olduğumdan bahsediyor. Herkes bundan bahsediyor ve kimse bu konuda bana bir gram sempati bile göstermiyor. Zaten kimseden "ah senin işin var, şunu da yapmayı ver" demesini beklemiyorum. Ama bana sürekli "diğerlerinden vazgeç" mesajlı yorumlar yapmasa insanlar belki hayat daha kolay olurdu.
Sonra hayatın zincirleme bir şaka gibi üstüme fırlattığı küçük olaylar...
Şunu söyleyebilirim ki bir insanın yok olmak istemesi için iyi bir sebebe ihtiyacı yok, küçük ve tonlarca sebep yeter de artıyor bile.
Hiç bir beklentim karşılığını almıyor.
Kötü yanıysa ben zaten çıtası yüksek olan bir insan değilim; ve hayatımın benim düşük beklentilerimi bile karşılamıyor olması gerçekten çok yıkıcı bir his.

Peki ne yapmam gerekiyor?
Çünkü artık hiç bir müzik kafamın içindeki fırtınanın sesini bastıramıyor ve hissetiğim bu duygu her ne ise kelimelere dökülmemekte çok ısrarcı davranıyor.
Moralimi bozan şeylerin hiç birinin kontrolüne sahip olmayışım beni çaresiz bırakıyor.
Bu bir labirent ve çıkışı yok.
Bu kadar işte.
Böyle basit.

"Dear Dairy
What is wrong with me?
Cause I'm fine between the lines..."
- Travis

6.2.10

Son günden bir öncekisi

Sağımda son 9 sayfasını okumaya üşendiğim bir kitap; cevaplarını düşünmeye çalıştığımda beynimin, yazmaya çalıştığımda ellerimin zorlandığı bir başka kitabın ödevi.
Solumda Pazartesi günü çantama nasıl sığdıracağımı merak ettiğim bir kitap/defter dağı.
Nasıl oldu, nasıl bitti bu tatil anlamadım.
Yapamadığım, yapmadığım o kadar çok şey var ki.


Zaman hep tam ihtiyacınız olduğu zaman biter zaten.
Ya da;
Zamana hep tam biterken ihtiyacınız olur.

"We waste the time, they treasure dear
My only thought is that they could be right"
- Travis