Sayfalar

tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.12.13

Now that finals are over, I have time for this:

Which Classic Disney Movie Is Most Like Your Life?

  1. You got: Cinderella

    Money, work, home life: It’s all a struggle for you. You’re probably dating like it’s your job because as far as you can see, things won’t be better until you find Prince Charming. At least your blog, findingprincecharming.blogspot.com is getting some traffic.

9.7.12

Bits & Pieces

This is the midst of a journey to begin another

***

I just saw a green airplane take off. Becuase from where I'm sitting, you can. And I wonder, for the sake of such a lovely color, where I would be going if I were on that plane.

***

I'm taking good care of myself. Escept for the M&Ms. But that's for seratonin. Yes. Indeed.

***

I keep thinking about what Chester told me. I keep thinking about Chester too.

***

I hardly believe that he was being honest, but I think it's a good thing that he bothered o say something nice to me. That right there is promise. And hope. And motivation.

4.7.12

Gitme Mevsimi

Yine o dönemdeyiz:
"Gitme Mevsimi"
Ben ve çevremdeki bir çok insanın kendini geliştirmek, kendini göstermek, kendini bulmak, kendini anlamak için "gittiği" mevsim.

Şimdiye dek çıkacağım en uzun yolculuk için bavul yapmam gerekiyor.
Şu an saat 20:23.
Uçağım yarın öğlen 12:00'de kalkıyor.
Evden sabah 07:00 gibi çıkmayı düşünüyoruz.
Asla istediğimiz zamanda evden çıkamadığımız için çıkışımız -en iyi ihtimalle- 07:30'u bulur diye düşünüyorum.
Bu bana, kabı olmayan su kütlelerinin yayıldığı gibi yayılmış olduğum odamı iki bavula sığdırmak için 10 saat 7 dakika bırakıyor.
Ben bu hesabı yapana kadar sürem 10 saat 4 dakikaya düştü bile.

Kendimden beklemediğim bir içsel panik, dışsal sakinlik içerisindeyim.
İçimde hiç durmak bilmeyen bir hortum var sanki. Bedenimin içindeki her şeyi savuruyor fakat derim öyle sert ki, içeride kısılı kalıyor. Dışarıdan baktığınızda ise uykulu ve huzurlu bir ben göreceksiniz.

Heyecanlanmamam saçma olurdu. Biliyorum.
Ne kadar uzun süredir yarın bineceğim uçağı beklediğimi beni azıcık tanıyan herkes bilir.
Yine de içime biraz daha hakim olabilmek isterdim.
Ya da en azından bavulumu toplayabilmek...

Derin bir nefes.

Ve işime dönüyorum.

Boston'dan bir isteğiniz var mı?

6.2.12

A Hard Day's Night (The Beatles)

Dinle

Bir önceki gün yatağımda mutlulukla dön-dön-döndüğüm saatlerde,
Bugün çoktan uyanmış, pijama dışında kıyafet giymiş, kahvaltı etmiş hatta öğle yemeği bile yemiş olmak bana birazcık koyuyor. Birazcık. Ama koyuyor.

Ciddi anlamda yorucu bir gün olduğunu söylemek isterim. Ve daha bitmedi bile.
Sanırım geçtiğimiz haftalarda Nirvana'ya ulaşmıştım. Şimdi şimdi anlıyorum.

Neyse ki yarın Dream ile keyfimi yerine getirecek bir şeyler yapmaya gidip, kendimizi hala tatilde olabileceğimize inandıracağız.

Cuma'ları iple çekme maratonuna hoşgeldiniz.




18/365 Damn That!, originally uploaded by Laine Up.

8.9.11

Pazartesi

Hazır olsamda olmasamda Pazartesi başlıyor okul.
Sizleri bilmiyorum ama, şu tatiller bana asla yetmiyor.

  Mungo Jerry "In The Summertime"

Powered by mp3ye.eu

8.8.11

Geri Döndüm

Görüp görebileceğiniz en mavi, serinliği en güzel denizin iki adım ötesinde, kumların üzerine kurulu küçük kiremit bir çardağın altında, saçma bir rüzgarın eşliğinde geçen tatilden
"sonunda döndüğüm için mutluyum" dediğimde, bana herkesin kızacağına çok eminim.
Neden böyleyim ben de bilmiyorum ama, geçtiğimiz haftayı ölüm ve yaşam arasında kalmış zavallı bir hayalet gibi; huzur ve huzursuzluk arasında geçirdim.
İnsanın kalabalığın ortasında kendi kendine kalması mümkün olmuyor anladığım kadarıyla.
Kendimi yarım yamalak soyutlayarak, ne içinde ne dışında olabildiğim bir gruba hem ayak uydurmaya  hem de kendimle kalmaya çalışıyordum.
Nasıl bir manyaklık belli değil.
Bir türlü tamamen mutlu olamadım.
İki kitap bitirdim gerçi, ki benim için oldukça başarılı; ve sanırım en memnun olduğum dakikaları David Nicholls'un One Day'ini okuyarak geçirdim.
İnsanların değiştiğini gördüm, muhabbetlerin tavırların hiç değişmediğini gördüm.
Yenilikten etkilenip, alışılmışlıktan bıktım aynı anda.
Herşeyin ortasındaydım sanki, oysaki dışında kalmaktı en başından beri planım.
Sonuçta herkes gibi gülmediğim için yine ben garip ve huysuz oldum; bir de onun sessiz, mental fırçasını yedik.
Sonra hiç beklemediğim bir şekilde alakasız biri, herşeyin sonunda, belki de şu an burada olmaktan çok olmayı dileyebileceğim bir evde, bu arada kalmışlığımı fark edip, etrafımızdakileri sorguladı.
Hemen ardından konu değiştirildi, bana baktı, ben ona baktım, şaşırdı, hiç şaşırmadım, 'olsun' dedim, şaşkın şaşkın önüne döndü. Ne düşündü çok merak ettim.
Bu yazının bu kadar dramatik olmasını beklemiyordum yazarken ama ruh halim de aynen böyle sanırsam. Üzerime Kürşat Başar'ın uzun cümleleri de yapışmış olabilir.
Herneyse.
Odama, kitaplarıma, müziklerime, yatağıma, yeşil duvarlarıma, buluşmayı beklediğim dostlarıma ve kendi kendimle kalabileceğim günlere geri döndüm sonunda. Bir sonraki yolculuğa dek, beni sadece ben ilgilendireceğim.

26.7.11

The other sun.


The other sun. (FP!), originally uploaded by caĸə.
Hiç bitmesini istemediğim anlarla dolu bir yaz geçiriyorum; ve bitmesine aslında az kaldı..

9.6.11

303 ya da öyle bir şey

Bitmiyor bitmiyor dediğim finaller de bitti.
Ne oldu hiç bilmiyorum.

Şimdi sırada yaz maratonu var.
Her fırsatta uyumaya, kitap okumaya, müzik dinlemeye hazırım.
Pişkinlik, beni bekle.

Odamın dağınıklığı ruh halimi yansıtıyor olabilir mi acaba?
Zaten ben asla düzenli bir insan olamadım.

5.6.11

Final Haftası (yine)

Ben hakikaten kaldıramıyorum şu final haftalarını.
Fazla stresli.
Anlamadığım derslerden sınanmak hoşuma gitmiyor benim.

Hem kimin umrunda z'nin mutlak kuvvetinin bilmemnesi...
Bana daha insani şeylerle gelinmesini talep ediyorum.
Bir finalde de şöyle bir araya gelip memleket meseleleri tartışsak ya.

Şaka bir yana,
Finaller gelir güldür güldür
Gel de yaz beni güldür...

5.2.11

Kısa-Tatil-Sendromu

Hiçbir şey yapmak zorunda olmamanın verdiği rahatlık hakikaten başka.
Yapmam gereken en zor seçimlerin evdeki kanepeler, ya da izleyebileceğim filmler arasında olması kadar güzel bir mutluluk yok. Yerli yersiz aşermeler üzerine 3-4 saatlik Sims2 maratonu yapmak da serbest. Pazar günü yurtdışından döndüğüm için evde bir orduyu beslemeye yetecek kadar Duty Free'den alınmış çikolata da mevcut. Nescafe stokumuz da yerinde.

Üzüldüğüm tek şey, hiçbir şey yapmama duygusunun tam olarak ruhuma işlemesi ve beni yararlı şeyler yapmaya itmesi iki haftada olacakmış gibi gözükmüyor.
Yani "bir fırsat bulsam yapacağım!" dediğim şeyleri bu tatilde yapacağımı hiç sanmıyorum.

Birkaç şeyi daha erteliyorum ve ertelememem gereken şeyler için de -kısmen- telaşlanıyorum.
Tatil hakikaten güzel şey;
Ama kursağımızda kalacakmış gibi geliyor.

Şimdilik biraz daha m&m ve iyi seçilmiş bir film...

31.1.11

Eve döndüğümde

.. sanki evden hiç ayrılmamışım gibi geliyor.
Sanki günlerdir bu kapıdan içeri giriyormuşum, ayakkabılarımı aynı duvarın kenarında çıkarıyormuşum gibi geliyor. Odamdaki yatağa yatmak garip gelmiyor hiç.
Kapıdan içeri girdiğim anda, yolculuk ne kadar uzun olursa olsun, birkaç dakikalık bir hayale dönüşüyor. Havaalanından eve gelirken son derece net olan bütün anılar yok oluyor sanki. Koca bir hafta bir kaç kareden oluşuyormuş gibi geliyor.
Sanki günlerdir, bu odada, bu bilgisayarın başında, arkaplanda aynı müzikle oturmuş, pineklemişim...

Oysa insan evinden uzak olduğunda, o ev duygusu hep aynı kalıyor.

23.12.10

Christmas Spirit


1984
Paul Young, Boy George, George Michael, Simon Le Bon, Sting, Tony Hadley, Bono, Paul Weller, Glenn Gregory, Marilyn, Rick Parfitt, Francis Rossi (vocals); John Taylor (bass); Phill Collins (drums); Midge Ure (keyboards); Gary Kemp (guitar).




2004
Chris Martin, Dido, Robbie Williams, Sugababes, Fran Healy, Justin Hawkins, Bono, Will Young, Jamelia, Ms. Dynamite, Beverly Knight, Tom Chaplin, Dizzee Rascal, Busted, Joss Stone (vocals); Paul McCartney (bass); Danny Goffey (drums); Thom Yorke (piano); Jonny Greenwood, Dan Hawkins (lead guitar); Charlie Simpson (rhythm guitar).


***

Yukarıdaki videolarda gerçekten çok sevdiğim müzisyenlerin yanı sıra, sadece bu videoya katkıda bulundukları için çok sevdiğim insanlar da bulunmakta.
1984'te bunu başlattıkları için ilk videodaki; 20 yıl sonra geleneği sürdürdükleri için ikinci videodaki tüm müzisyenlere duyduğum saygıyı ve sevgiyi kelimelere sığdıramıyorum.

Noel daima kutlamaya özendiğim bir şey olacak :)
Yine de herkese mutlu Noeller!

21.9.10

Orada...


12/365, originally uploaded by Ksenia.Klykova.

...olmayı çok özledim.

Yaz gerçekten bu kadar uzakta mı kaldı?

12.9.10

Buda, Obuda, Pest!

Sonunda seyahatimin resimlerini bilgisayara atabildim!
"Keşke hep Budapeşte'de kahvaltı ediyor olsam." demiştim. Bu lafın üzerine Budapeşte'den birkaç fotoğraf paylaşmadan olmazdı. Belki ne demek istediğimi şimdi daha iyi anlarsınız...


Güne Tuna'nın kıyısından başlıyoruz...

Andrássy út


Bu resimse, Margaret Adası'nda çekildi. Buda ve Peşt'in arasından geçen Tuna Nehri'nin tam orasında uzanan -ve hiç de küçük olmayan- bir ada Margaret adası.


Biz Budapeşte'deyken orada da bir tür festival vardı. Sokaklar trafiğe kapatılmış ve her köşe ayrı bir etkinliğe ayrılmıştı. İpinden çekinde hareket eden atlar mı dersiniz, 2 metre karelik sahnelerde piyano konserleri mi, hiç duymadığınız tatlılarla dolu stantlar mı? Hepsi, hepsi vardı! :)

Şenliğin beni en çok hayran bırakan kısmı: sokağın ortasındaki okuma alanları...
İstiklal'e de bunlardan istiyoruz diyenler el kaldırsın!

Şehir köprünün üzerindeki heykel gibi adamcıklarla doluydu. Bu adamcıklar eskiden şehirde yaşayan ve halk tarafından tanınan kişilermiş. Tanınan derken, köyün delisi gibi...



Ve işte geceleri Budapeşte böyle parlıyordu...


***

Not: Tatilin bitiyor olması ne kötü...

Yaz Biterken

Okulunu seven, hatta okuluna tapan bir insan olarak; okulumun açılmasına hiç hazır değilim.
Bu tatil nasıl geçti anlamadım.
Üç aylık zamanı geçirme şeklimden de hiç memnun değilim.
Şimdi yapmam gereken işlerle dolu post-it'lerim ve ayakta uyuma hallerim geri dönüyor.

Bence hayat öğlen uyanıldığında daha güzel...

30.8.10

Yeni Bavul

Yarın;
Odamı, balıklarımı, hala yarısını bile okumadığım kitaplarla dolu kitaplığımı, albümlerimin artık sığmadığı rafları, kendi oraya buraya tıkıştırdığım kıyafetleri, başımın ve popomun şeklini çıkarabildiğim -bunu sadece ben yapabiliyorum- yatağımı terk ediyorum.

Kalkışta lüzumsuzca takır tukur sallanacak ve beni korkutacak bir uçağın cam kenarındaki koltuklarından birine yerleşeceğim, bulutların üzerinden, beni benden alacak bir yerlere gideceğim.


Bir yanım olayın gerçekliğini hala kavrayamamış durumda ve uykulu; öteki yanımsa heyecandan ne yapacağını bilemiyor.
Bu iki yanımdan bağımsız bir başka yanım var ki; onun yapmak istediği tek şey High Fidelity'yi bitirip filmini izlemek.
Ah, bir de bu söz konusu yan, Nick Hornby'ye delilerce aşık.

27.8.10

Ağustos Sonu Sendromu

E Ağustos geldi?
Ağustos geldi ve geçti hatta...
Tatil ne ara başladı, ne ara bitti anlamadım ki ben.
Herkes okulu ne kadar özlediğinden bahsediyor...
İnanın ben de okulda olmayı çok özledim; taşını toprağını, insanlarını, havasını çok özledim.
Ama okul mantığı şu an öyle uzak ki...
Dersti, sınavdı, yeni konuydu; bunlara hiç hiç hiç hazır değilim.
Ne yapacağımı bilemiyorum.
Şimdiden oldukça tedirginim!
Bitmek zorunda mıydın Ağustos?