Sayfalar

Jason etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jason etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.11.11

Küçük notlar halinde

Yazılarımda kelimelerimi azaltmam söylendi.
"Çok kelime kullanmak, sanat değildir" dedi bunu söyleyen kişi.
Shakespeare'e de gidip, devrik cümle kurma dediler mi acaba?
"Kelimelerin yerini kafana göre değiştirmek, sanat değildir" demiş olabilirler mi?

***

Kendimi küçük kayıt cihazımla kayıt yapmaya vermiş durumdayım.
Tek sorunum hiçbir kayıdın tam anlamıyla temiz olmayışı. Cihazın kendi pıt pıtı ve cızırtısı bir yana; abimin skype konuşmaları uğultular halinde yaptığım her kayıtta duyulabiliyor.
Güzel bir şeyler kaydedebildiğimde arkadan "ıouoısoauouoauıo" diye sesler geldiğini duyunca çıldırıyorum.
Odama izolasyon talep ediyorum.

***

Eskiden küçüklerle iyi anlaştığımı zannederdim.
Şimdilerde bundan şüphelerim var.

***

Genel ruh halim oldukça sakin ve neşeli olsa da -sanırım ergenliğin son demlerinin bir getirisi olacak- arada ciddi anlamda kötü hissedebiliyorum kendimi. Bu konuda ne yapabiliriz inanın bilmiyorum.
Sürekli uykum var.
Bulduğum her fırsatta uyuyorum. (Evet saat 11 olmak üzere, yine de.)
20 dakikalık kestirmemde bile kabus görebiliyorum artık. Böyle bir ağır uyku hali...

***

Paris'e gideceğim. Bilmeyenlere duyurulur.
Kendime bir dünya haritası almanın vakti geldi. Mantar panoya asıp renkli toplu iğnelerle gittiğim yerleri işaretlemeye başlayabilirim bence?

13.11.10

Jason Büyürken

Biz küçükken, Jason'la hiç durmadan kavga ederdik.
Çünkü Jason bencilin tekiydi.
O mutlu olmadığında, çevresindeki insanların mutlu olmasından nefret ederdi.
Eğer onun için değilse, hiçbir kutlama yapılmamalıydı.
Sırf canı sıkıldığı için beni rahatsız ve mutsuz ederdi; böylece o rahat ve mutlu olurdu.

Jason Dünya'nın ekseni gibiydi; Dünya ve üzerinde yaşayan bizler onun etrafında dönüyorduk.

Sadece birkaç yıl önce Jason benimle arkadaş olmayı kabul etti.
Ona kendimi nasıl kanıtladığımı ben de bilmiyorum.
Sıradışı birşeyler yapmış olmalıydım; çünkü Jason'ı etkilemek gerçekten zordu.
Sonuç olarak Jason ve ben arkadaş olmuştuk.
Bana üzüntülerini ve mutluluklarını anlatmaya başlamıştı; bazen ben de anlatırdım ama sadece bazen.
Zaman geçtikçe, birbirimize daha çok güvenir olduk.
Ben ona birbirimizden nefret ettiğimiz yıllarda anlatmadığım şeyleri anlatıyordum; o da kafasında cevaplayamadığı soruları bana soruyordu.
Zıt karakterlerimizin birbirini dengelediği, güzel bir arkadaşlık kurabildik.

***

Geçtiğimiz yıl, bugünlerde, Jason bencilliğini kaybetmeye başlıyordu.
Birisi onun güçlü egosuyla çevresine kurduğu duvarları yıkmaya başlamıştı.
Daha doğrusu; duvarları yıkan Jason'ın kendisiydi, çünkü duvarların arasına bir kapı yerleştirmeyi unutmuş ve içeri söz konusu birisini almak istediğinde çaresiz kalmıştı.

Jason bu bir yıl içerisinde; bu yazının başındaki "ben"in asla hayal bile edemeyeceği bir azimle bencilliğini yok ediyordu.
Kendisine sabitlediği Eksen'i bile o birisi ile kendisi arasına sabitlemeyi başarmıştı.
Jason bir başkası mutsuz olduğunda, mutsuz olmayı öğreniyordu.
İnsanların mutluluklarını çalmaya alışık olduğu halde, başkalarını mutlu etmeyi öğreniyordu.

Dün, Jason'ın ne kadar büyüdüğünü fark ettiğimde;
Jason ağlıyordu.

13.7.10

Shooting Star

Denizden bir kaç adım uzaktaki şezlonglardan bir tanesinde uzanıyorum.
Gözlerimi gökyüzünden ayırmadan iPod'umdaki müzikleri dinliyorum.
Başka bir yerde, hele İstanbul'da bu kadar yıldızı bir arada görmeniz sanırım imkansız.
Jason'ın öğrettiği kadarıyla büyük ayıyı arıyor, sonra vazgeçip nasıl bu kadar uzak olup bu kadar parlak olabildiklerine şaşarak izlemeye devam ediyorum.
Ve işte nefis bir şey oluyor tam o sırada.
İçlerinden bir tanesi daha da çok parlıyor; sağa doğru incecik bir çizgi bırakıp, tekrar -son kez- sönüyor..
Gece 01.18.
Daha önce hiç bir yıldızın kaydığını görmediğimi itiraf etmeliyim.
Ve gördüğüm en güzel, en zarif ve büyüleyici şeylerden bir tanesiydi sanırım...

7.6.10

Bir süre sonra

Blogumu yine öksüz bıraktım.
Ders çalışırım, notlarımı yükseltirim falan diye kendimce vakit ayırmıyorum ama ne ders çalıştım ne de not yükseldim. İşin doğrusu bu.
Bir diğer sebepse kafamdaki şeyleri bir araya getiremiyor oluşum tabii.
Şimdi bile kafamın içinde dönen bir hortumdan çekip çıkardığım kelimeleri yan yana diziyormuşum gibi bir durum söz konusu.

Şu arada başıma neler geldi, neler fark edip neler öğrendim.
Anlatmakla bitmeyecek gibi.

The Cinematic Orchestra'nın büyülü konserinin özetini geçeceğim hala aklımda, unutmadım.
Eric Clapton konserinden önce fırsat bulup yazmak, iki büyüyü bir birine karıştırmamak istiyorum.

Geçen haftanın başından beri bir gurgunluk, bir boşluk içindeyim.
Beynim yaz sıcağıyla süblimleşmiş ve toz bulutu olup kulaklarımdan kaçmış gibi hissediyorum.
E tabi düşünceler de yerini bulamayıp biraz dolanıp gidiyorlar kafamın içinden.

Böyle garip haller içindeyim kısacası.

Her şey geçer gibi geliyor şimdilik.
Atlatmam gereken sınavlar, ulaşmam gereken hedefler, yapmam gereken işler, gitmem gereken yerler, düşünmem gereken düşünceler var.
Kurmam gereken hayaller de tabii :)

Şu bir kaç haftanın bana kattığı bir şey varsa, o da Jason'ın dostluğu oldu.
Sonunda gerçekten dostum olduğunu bilmek çok güzel bir his.
Sonunda bu evde yanlız değilim.

Filozoflar için üzülmeye bile başladım...
Hayat oturup üzerine düşünmek için fazla karışık ve kısa.
İnsan gördüğü ve hissettiği şeyleri o an ve zamanda yaşamazsa, yazık oluyor.
Sonra üstüne düşünmüşsün, anlamlar çıkarıp edebiyatını yapmışsın; inanın anlamı kalmıyor.
Orada, o an.
Hepsi bu!
Parlayan, sönen ve kaybolan bir kıvılcım gibi:
Ateşten küçük bir parça, karanlıkta yok olan....

4.4.10

Çuval

pipedreams: Jason?
Jason: efendim?
p: kendimize birer çuval alsak ve onların içine girsek ve görünmez olsak?
J: ...
p: çünkü eğer çuval giyersek ben seni göremem, sen de beni göremezsin. görünmez oluruz...
J: haklısın aslında :)