Sayfalar

hayaller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayaller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.4.14

When I'm deep in a dream of Chet

Bütün akşamımı hüzün ve müzik dolu bir adamın hüzün ve müzik dolu hayatını okuyarak, dinleyerek geçirdim.
Tükendim desem yalan olmaz.
İnsan hayattan ne bekleyeceğini bilemiyor bazen.



"For all we know, this might only be a dream
We come and we go, like the ripples in a stream
So love me tonight
Tomorrow was made for some
Tomorrow may never come
For all we know..."

28.3.14

3/4

8'de sabah kahvaltısı, 5'te öğle yemeği, 11'de akşam yemeği. İşte hayat bu.
Mu?

Tatil de, buradaki ilk senemde neredeyse bitmek üzere.
İnanılır gibi değil.
Oysaki yeni başlamıştık.
Daha yeni alışmıştık.
Dün ilk defa krep yapmıştım.
Üstelik güzel olmuştu.

Acayip hızlı geçiyor zaman önünü alamıyoruz.

Bundan tam 1 ay ve 1 gün sonra ben de artık sıradan bir insan olacağım.
Yaptığım ve yapacağım her şey o heyecanından, parlaklığından bir şeyler kaybedecek.
Sıradışı veya özel olmak yerine "gerekli" olacak her şey.
"Yetersiz" olacak.
"Eee?" diyeceksiniz "sonra?"

Ben de öyle bööön bööön bakacağım.
Ne bileyim ben.
O önünde her hayalini incik cincik dizmiş kız gitmiş olacak içimden.
Her şeyden korkan, her şeyi sorgulayan bir ben kalacağım.

Öyle otururuz artık kendi kendimize.

23.3.14

Kedidir Kedi

Bayılırız aşklara bayılırız.
Sevgiye, ilişkilere bayılırız.
Mutluluğa bayılırız.
Erir gideriz mutluluk için.
Uf neler yapmayız ki.
Kim yapmaz ki?

Kolay bulunmaz ama mutluluk. Aşk. Sevgi.
Üstelik "bulunan" bir şey de değildir gibi.
Vardır veya yoktur, hissedilir veya hissedilmez.
İnsanın tamamen kontrolünün dışında gibi gibidir çoğu zaman?

Durum böyle olunca da neyi nereden nasıl arayacağız da bulacağız da hissedeceğiz de aman da aman şeklinde bir zihniyet ortaya çıkar.
Veya çıkmaz.
Şaraptır o.
"Kedidir kedi."

***

Evrene mesaj yollamaktan sms paketim bitti, şeklinde bir espiriyle kapıyorum bu yazımı.
Hala daha blogger kullanan bir yazar olarak böyle abidik gubidik şeyler yazmaya hakkım var diye düşünüyorum.
Zaten kim okuyor bunları öyle ara ara meraklanmıyor da değilim.
Hmhmhm.

16.2.14

Eu vejo na luz dos seus olhos

"Of course he has a girlfriend. Of course he does. He's straight isn't he? Of course he has a girlfriend home!"

***


***

"You'd think moving to a new city would open up endless opportunities for love. But no. Not in the slightest bit. You know how they say "all the good ones are taken", well they are. Unless they are gay. Unless of course they are gay and taken. So there you have it. No opportunities. None that I'd like to seize. And you may say that have crazy high expectations, and maybe I do, but who do I end up with when I lower the expectations? When I accept my desperation? Who do I become? Who am I currently, anyway?"

14.2.14

Sevgili Günü

14 Şubatlar hiç olması gerektiği gibi geçmemiştir benim için.
14 Şubatlara bu konuda hiçbir alınganlık da yapmamışımdır.
Tıpkı bugün Lardi'ye söylediğim gibi - bu tip günler harika insanların varlığını kutlamak için olan bahanelerden ibaret.
Eğer garip kaçmayacağını bilseydim öylesine yapacağım jestleri, çekinmeden yapabilmem için ayrılmış olan günler.
O yüzden:
Mutlu sevgililer günleri :)

5.1.14

Kutlanacak Ne Çok Şey --

Bu sene blogum 5. yaşına giriyor.
İnanılır gibi değil, değil mi?

5 seneden bu yana hem yazılarımın sıklığı hem miktarı hem de içeriği ne çok değişti, görmek komiğime gidiyor.
Unutuveriyorum bazen burayı.
Aklıma geldiğinde, yazacak söz bulamıyorum.
Ama dönüp dolaşıp kendimi burada buluyorum.
Bilgisayarımdaki kısa yolunun ismi "ev" olan bir sayfa burası.

Başlangıçtan bu yana değişmeyenler de oldu pek tabii.
Kahve ve çikolataya olan bağımlığım,
müziğe olan tutkum,
bitmeyen bitmeyen bitmeyen hayallerim.
Susmayan şarkılar.

Büyümek, azalmak ve özülmek ise bu blog bunun nefis bir kanıtı.

Bu seneye girerken, önümdeki günlere bir sorumluluk yüklemeden girdim bu sefer.
İlk gün nasılsa, bütün sene öyledir mantralarını falan da geride bıraktım.
Yılın 1inde değil, ne bileyim, 7sinde başlayabilirim bir şeyleri değiştirmeye.
Aceleyi geride bırakıyorum.

Son olarak:
Sevgili 2013,
Beni çok heyecanlandırıp, çok yordun, ve çok üzüp, çok mutlu ettin.
Koca bir duygu seliydin.
Sana çok büyük hayaller ve sorumluluklar yükledim, ve sen hepsini üzerinde taşıdın, teşekkür ederim.
Kalbimde her zaman ayrı bir yerin olacak.
Hoşçakal.

15.7.13

A Few Things




ARTIK DÖNDÜM! veya BUNDAN SONRA HEP BURDAYIM! gibi açıklamalarla dönüş yapmayı pek istesem de;
kendimizi kandırmayalım.
Geçtiğimiz 9 ayda küçülüp küçülüp kıçıma kaçan beynim, son 2 ayında şişti şişti ve patlayıp parçacıklara bölündü. Sebzeli etli, hiç yemediğim o çorbalara dönüştü.

Yeni insanlar tanıdım.
Tanıdıklarımı yeniden tanıdım.
Bazılarına sımsıkı sarıldım, aslında çoğuna, çoğunlukla sımsıkı sarıldım.
Güldüm. Ağladım. Korktum. Çok korktum. Pes eder gibi oldum. Derin nefes alıp, müzik dinleyip, pes etmekten pes ettim. "For we know we need each other so we better call the calling off off" dedim.
Umutlarıma, hayallerime sarıldım. Boğana kadar belki de.
Sonra bu halimi gören ve ne yaptıysa durumu çözen adama siber sarıldım.
Şimdi gözlerim yaşarana kadar gülebiliyorum.

Ama bu işin kişisel kısmıydı.

Bir de işin toplumsal kısmı var ki, insanı çıldırtıyor.
Buraya çok da yansıtasım yok.
Sadece yüreği benimkinden katlarca büyük, cesareti beni telaşa sokacak kadar sarsılmayan insanlara teşekkür etmem gerek.
Sizleri korumak ve yüceltmek için korkak benliğimin el verdiği kadarını yapmaya devam edeceğim.

Günler geçmeye böyle devam ediyor.

Üç vakte kadar üç yolculuğum var. Üçü de farklı amaçlara hizmet edecek.
Üçü de beni pek sevdiğim yeşil duvarlarımdan ayırıyor.
"Home is where the heart is" diyip, içimi ferah tutuyorum.

27.5.13

Dancing With My Self

"So let's sink another drink,
Cause it will give me time to think;
If I had the chance,
I would ask the world to dance"
-Nouvelle Vogue

Kafamın içinde dev bir labirent, her köşesinde ayrı bir insan var gibi.
İzin verdiğim kadar içeride veya dışarıdalar.
Orada kalmak istedikleri süre boyunca en azından.

Gözlerimi kapayıp şarkı söylemek istiyorum. Hep. Durmadan. Sonsuza dek.
Dinlemek isteyen herkes dinlesin.
İstemeyen kimse kalmasın.

Ne labirent.
Ne beklenti.
Ne hayalkırıklığı.
Ne sarhoşluk.
Ne akşamdankalmalık.
Ne uyku.

Şarkı.
Müzik.
Sonsuza dek.

30.4.13

19

Kendi doğum gününde bile derdi bitmeyen bir kız oldum kaldım.

Diyetteyim diye de pasta yerine tavuklu salata yedik bugün.

Böyle garip, böyle çılgın bir hayat benimkisi.

Bari burada bir heyecan, parıltı olsun didim:


7.4.13

Gene's dancin' and singin' in the rain

Böyle yağmurlu bir günde bu mutluluğu kendinde bulan sevgili Gene Kelly, bana da o mutluluktan biraz ışır mısın?

27.3.13

Indefinitely (Travis)

Everyday in every way I'm falling

Klasik bir günün 6 saatini uyuyarak, 16 saatini gülümseyerek geçiren birisi olarak, günün kalan o 2 saatinde kendimi varoluşsal bir boşluğun içinde buluyorum.
İnsan sanki daima çürüyen bir varlık. Sankisi de yok ya bu işin. Yaşamaya başladığı andan tek bir sona doğru "ilerleyen" bir varlık.
Buna ilerlemek denirse.

Shine a light on me so that everyone can see,
That I want to stay here, indefinitely

Üstelik ben böyle de değilim.
Böyle düşünmek de istemiyorum.
Nasıl düşünmem gerektiği, nasıl mutlu olacağıma, nasıl umutlu olacağıma dair herşeyi biliyorum.
Fakat bilmek yetmiyor - bir çeşit bilgisayar virüsü gibi adeta "insan" olmak.
Ne kadar çabalarsan çabala içindeki hisler curcunasını durduramıyorsun.
Beklentinin aksi yönünde gerçekleşen şeyler seni üzüyor, beklentinin doğrultusunda olanların seni neşelendirdiği gibi.
"Zaten bekliyordum" diyebilmek, o güzel anlarda içinde zıplayan çocuğu durdurmadığı gibi; kötü gelişen durumlarda da kalbini bir arada tutamıyor.

Time exists just on your wrists, so don't panic.

Oysa ne kolay olurdu, o "herşeyin yolunda olduğu" ana atlayabilmek.
Şu kısa gelecekte başına gelenleri kabul ettiğin ve huzura kavuştuğun o ana, aradaki ızdırabı ve hayalkırıklığını hiç yaşamadan atlayabilmek.

Moments last, and life times are lost in a day.

Hayat ne tatlı olurdu öyle.

So wind your watches down please, cause there is no time to lose

Ne bu hissiyatı değiştirebiliyor insan, ne de o sırada kaybettiği zamanı geri alabiliyor.
Bugün beni kanepenin tepesinde asık bir suratla bırakan bir kararın yaptığı gibi.
Oysa okunacak kitaplar, izlenecek filmler vardı.

And I'm going to stay here, indefinitely

Neyseki çabuk iyileşen bir ruha sahibim.
Ailemizde süregelen "sabah uyandığımızda hiçbir şey olmamış gibi davranma" geleneğinin bir sonucu bu.
Aile ilişkilerini zorlaştırsa da, sabahları kolaylaştıyor ne diyeyim.

And I want to stay here, so just let me be...

Sabah daha iyi hissetmek üzere...

1.1.13

13000

Something to think about / get inspired from / love
from my favorite writer, and a handful of  likeable musicians.

31.12.12

Ho ho ho

Bu blog bile yaşlanıyor artık,
inanması ne güç.

Bloguma iyi ki doğdun,
Okuyan bir avuç insana da mutlu seneler!

2012 benim için koca bir rüyaydı, 2013'ün aşacağı çıtayı çılgınca yükselten.
Umarım şu an tüketmekte olduğum fındık ezmesi - çikolata karışımı kadar tatlı bir sene olur hepimiz için.

Sevgiler,
Pipe Dreams

15.12.12

Moanin'

This is the notion "Badass" put into song:


19. ve 20. saniye arasındaki o tepkiyi her dinlediğimde kendim de veriyorum.
O kadar o kadar o kadar "güçlü" ve "ruhlu" bir şarkı ki. Anlatmaya benim gücüm, ruhum yetmiyor.
Bir gün bu insanlarla aynı kaderi paylaşmak en büyük hayalim.

Mingus, you. are. the. man. No doubt in that.

28.10.12

Var da Var Sendromu

Herşeyi son dakikaya bırakan bünyem, kahveye de tepki vermeyi bırakınca inceden bir ürperti içimi sarmadı değil.
Ufacık bir ev kedisine dönüşmek için çok geç diyorlar.
Düğün düğün dolaşıp yeni çifte atılan paraları toplayasım var.
Beni okutun yazan tişörtler giyesim var.
Şiir yazasım,
Şarkı yazasım,
Kitap yazasım var. Şunları yazmaktansa.
Film izleyesim, dizi izleyesim var.
Konsere gidesim var.
Uyuyasım var çok fena. Kahveyi sütlü içmeyi bırakmam mı gerekiyor?

Bugün geriye dönüp baktığımda geçtiğimiz senelerin yıkımları veya büyüleri ufacık gözüküyor.
Oran orantı yaptığımda bundan 20 sene sonra şu an çoktan unutulmuş; bu anın getirileri yalnızca bir deneyim olmuş bitmiş olacak.
Defterin üç beş sayfası - blogun bir iki iletisi için bu panik çok değil mi? diye düşündürüyor insanı.

Benimkisi iyinin kötünün savaşı değil de, bilmiyor olmanın verdiği bıkkınlık. Yetti bu kadar gizem gibi.
Haksız da değilim hani.
Ben ki başladığım kitabın son sayfasını okuyan bir Indefinitely'yim; bence şu birkaç aylık çilenin sonunu da bilmeye hakkım var? Ne dersiniz?

Kulaklığı takıp, müziği açıp, gözümü kapadığımda sanki hiçbir şey yokmuş gibi oluyor.

"I'm not sure if I belong here, my my..."
- Yes Sir Boss

19.10.12

Bung bung bung bung bung bung

Öyle bir yerdeyim ki;
"Gerçekten istersin" felsefesiyle çok çok isteyip kocaman hayaller mi kursam;
Yoksa "Çok düşünürsem 'jinx' edeceğim" veya "Çok istersem ve olmazsa çok üzüleceğim" felsefelerinden birini seçip istediğim şeyleri çok düşünmesem mi
karar veremiyorum.

Bunu söylediğimde "Dalga mı geçiyorsun?" dedi Miles.
Hiç dalga geçmiyorum. Hakikaten böyle saçma bir hallerdeyim.

Uyuyup uyansam birileri benim için yapmam gereken herşeyi yapsa ve olsa istiyorum.
Ya da mesela zaman ben işlerimi bitirene kadar dursa?

"Please turn on your magic beam,
Mr. Sandman bring me a dream"
- The Chordettes