"I love the way I know things that you don't know.
Things, in reality, that you should know.
And the sad truth is, I can't just come up to you and start telling them.
You should find them out yourself.
They should just 'come' to you.
All the more reason for me not to believe in God.
Cause apparently he can send down books but he can't do this little favor for me.
It's certainly not more than 3 words.
5 at most, if you want to go overboard."
Biraz her şey, biraz hiç bir şey... Mutlaka bir yerlerde bir kahve kokusu, sakin bir melodinin tatlı duygusu...
mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24.9.12
1.6.12
Mektup #8
"Lütfen beni yanlış anlama.
Ama bu, bu kadar kolay olmamalıydı.
Tamamen senin suçun olan yokluğunun hayatımızda, bir iki kelimeyle örülemeyecek bir yarık açtığını sen de biliyor olmalısın. Sana bunu ben söylememeliyim. Biliyor olmalısın.
Ve bu yüzden sakın sana karşı uzak davrandığımda bana olgun olmadığımı söyleme hatasına kapılma.
Çünkü gerçekten uzağız.
Aramızda dev bir boşluk ve üzerinde yürümemiz için ortaya attığın iki tane zavallı kelime var."
Ama bu, bu kadar kolay olmamalıydı.
Tamamen senin suçun olan yokluğunun hayatımızda, bir iki kelimeyle örülemeyecek bir yarık açtığını sen de biliyor olmalısın. Sana bunu ben söylememeliyim. Biliyor olmalısın.
Ve bu yüzden sakın sana karşı uzak davrandığımda bana olgun olmadığımı söyleme hatasına kapılma.
Çünkü gerçekten uzağız.
Aramızda dev bir boşluk ve üzerinde yürümemiz için ortaya attığın iki tane zavallı kelime var."
22.5.11
Mektup #7
"Görmek isteyeceğim onca insan varken;
Seni görmekten böylesine korkuyorken;
Bu şehir öylesine büyük, öylesine kalabalık olduğu halde;
Son 365 günde
Seni düşünmediğim toplam 20 dakikanın
21.sinde
Mutlu olmaya çabalarken
Seni gördüm ya karşımda;
Ve gülüp, dalga geçip, hiç bir şeyin değişmediğini
Hatırlattın ya bana.
Vay vay vay vay
Vay benim halime..."
13.3.11
Mektup #6
"Şarkılarımı karıştırırken bana yaptığın bir kayıdı buldum bugün.
Telefonumu alıp seni aramak istedim, konuşurken ağlamak istedim, sesini duymak istedim, sesimi duymanı istedim. Bunu yapmadım, bunu yapmadığımı sen de biliyorsun, tıpkı başka hiçbir şeyi bilmediğin gibi. Bunun yerine içimden adını bağırdım. Duymandan korktuğum için.
Senin düşüncenin elimdeki fincanın içinde soğuyan bir kahveden farkı yokmuş gibi geldi o an. Soğuduğu, tadını kaybettiği halde elimden bırakamadığım.."
Telefonumu alıp seni aramak istedim, konuşurken ağlamak istedim, sesini duymak istedim, sesimi duymanı istedim. Bunu yapmadım, bunu yapmadığımı sen de biliyorsun, tıpkı başka hiçbir şeyi bilmediğin gibi. Bunun yerine içimden adını bağırdım. Duymandan korktuğum için.
Senin düşüncenin elimdeki fincanın içinde soğuyan bir kahveden farkı yokmuş gibi geldi o an. Soğuduğu, tadını kaybettiği halde elimden bırakamadığım.."
21.12.10
Mektup #5
"Hikayemizi anlatırken sadece güzel şeyleri hatırlıyorum;
Anlatırken o zaman yaşadığım mutluluğu hissedebiliyorum.
'Parmaklarımın üzerine parmaklarını koyup bana Clocks çaldırmıştı' dediğimde parmaklarımın üzerinde parmaklarını, acemice çaldığımız melodiyi duyabiliyorum.
O eski mutluluk öyle büyüyor ki içimde, anlatırken yüzümde o eski büyük gülümsemelerimden biri beliriyor.
Sanki bütün bunlar dünmüş gibi duyuluyor olmalı...
Ve bütün bunlar güzel şeylerden ibaretmiş gibi duyuluyor olmalı ki; 'Ama beni gerçekten çok üzdü' dediğimde kimse inanmıyor.
Ben, inanmıyorum bazen.
Melodisini unuttuğum besten geliyor aklıma.
'Şimdiye dek dinlediğim en güzel besten bu' dediğim.
'Bunu senin şiirin için besteledim' dediğin.
Hani, bana hiç yollamadığın besten.
Bana hiç yollamamış olduğun geliyor aklıma.
'Seninle paylaşamayacağım kadar değerli' demiş olman geliyor.
Kırk yılın başı konuşabildiğimiz günlerde, geçiştirişin geliyor.
Bana 'hala o kadar değerli değilsin' diyormuşsun meğer, bense sadece üzülüyorum...
O gün, ilk attığımız adımdan yirmi adım geride olduğumuzu şimdilerde fark ediyorum.
Herşeyin düzelebileceğine olan inancım öyle güçlüydü ki;
Nerede olduğumuzu bile anlamamışım."
3.11.10
Mektup #4
"Hiç beklemediğim bir performansla bana cevap vermeyi reddedişin beni üzüyor.
Senin böyle bir insan olmaman gerekiyordu.
Bundan fazlası olman gerekiyordu.
Eğer herhangi biri idiysen,
Niye sana ait olmayan sözcükleri çaldın?"
28.9.10
Mektup #3
"Neredesin?
Nerede kaldın?"
And I've always dreamed
That love would be effortless
Like a petal fallin' to the ground
A dreamer followin' his dream
That love would be effortless
Like a petal fallin' to the ground
A dreamer followin' his dream
- Kelly Clarkson
17.9.10
Mektup #2
"Sebepsizce aklıma gelmekten vazgeçmelisin.
Seni aklımdan çıkarabilmek için bir kağıt parçasının üzerine adını yazmam gerekti, defalarca; ta ki adın, kalın ve siyah bir çizgide kaybolana dek.
Birkaç gün önce yaptığın şeyin senin için ne kadar zor olduğunu hayal edebiliyorum.
İşte bunu bilmeni çok isterdim. Yaptığın şeyin senin için zor olduğunu ve zor olmasına rağmen benim için yaptığını bildiğimi; ve bunun beni aslında ne kadar mutlu ettiğini.
Ve bu yüzden karşılık vermediğim için üzgünüm; ama artık kendim için doğru olan şeyleri yapmaya başladım ve benim için doğru olan şey buydu.
Her ne kadar inkar etsem de "Acaba?" demeye devam ediyorum, ve evet, seni düşünüyorum.
Buna rağmen, seni aramayacağım.
Üzgün olduğumu bil isterdim; ama muhtemelen bilmeyeceksin.
Bu mektup da sana ulaşmayacak.
Yine de yazmak istedim.
Defalarca; ta ki sen geçmişte kaybolana dek.
Çünkü artık kaybolman gerek..."
23.8.10
Son Defa
"Her seferinde bunu söylüyorum.
'Son defa'.
Son görüşüm, son utanışım. Bitmiş olması gerekiyordu şimdiye kadar.
Bir şekilde evren bu sıfat tamlamasının üzerine kalın bir çizik atıyor.
Eskiden olsa -küçük olsam, ve umurumda olmasa- buna seviniyor olurdum. Bir çeşit işaret olduğunu düşünürdüm; senin de böyle düşündüğünü zannederdim ve mutlu olurdum.
Durumun böyle olmadığını bilmelisin.
Bu sefer eminim bak, son defa olacak.
Hepimiz rahatlayacağız.
Ne ben artık utanıp sıkılacağım, ne de sen içinden huzursuz olacaksın.
Hoşçakal."
***
"This is the last time
That I will show my face
One last tender lie
And then I'm out of this place
So tread it into the carpet
Or hide it under the stairs
Say that some things never die
Well I tried and I tried.."
That I will show my face
One last tender lie
And then I'm out of this place
So tread it into the carpet
Or hide it under the stairs
Say that some things never die
Well I tried and I tried.."
-Keane
9.5.10
Anneler Günü
Mother are you mad at me
Mother are you scared
That someday you will turn around
And look to find your brown-eyed girl's not there..
But mother don't you worry
Mother don't you fret
Cause we've been through so much pain and joy and suffering
For me to forget
The times we had together
Times that were so full
But time's gone by before my eyes
And I realise
Time was often cruel...
So mother don't you worry
Mother don't you cry
Cause there'll come a day
When I will take the reins from your fair hands and wave
"Bye bye"
Travis
***
Anneciğim,
Bense asla tekrar kucağına sığamasam da,
Daima seninle olacağım.
Seni çok seven,
"can yoldaşın"
Kızın
Mother are you scared
That someday you will turn around
And look to find your brown-eyed girl's not there..
But mother don't you worry
Mother don't you fret
Cause we've been through so much pain and joy and suffering
For me to forget
The times we had together
Times that were so full
But time's gone by before my eyes
And I realise
Time was often cruel...
So mother don't you worry
Mother don't you cry
Cause there'll come a day
When I will take the reins from your fair hands and wave
"Bye bye"
Travis
***
Anneciğim,
Senin yüzün gördüğüm en güzel yüz,
Ve sesin duyduğum en güzel ses olarak kalacak.
Senin kurabiyelerin ve keklerin en lezzetlileri,
Senin kucağın daima en sıcağı olacak.
Bense asla tekrar kucağına sığamasam da,
Daima seninle olacağım.
Seni çok seven,
"can yoldaşın"
Kızın
18.3.10
Mektup #1
Üzerinden ne kadar zaman geçti bilmiyorum.
Takvimde o günü işaretlemedim; kafamda rakamlar da dönmüyor.
Salı mıydı, Perşembe mi onu bile hatırlamıyorum.
Bir süre önceydi sadece.
Çok eski değil.
Yeni de.
Kafamda küçük karelerden oluşan güzel bir vidyomuz var; bazılarında sen yoksun ama ben seni düşlüyorum, bazılarındaysa telefondayız - sana laf anlatmaya çalışıyorum ama sen beni sıkıştırıp duruyorsun. Hepsinde ellerim soğuk. Hepsinde yanaklarım sıcak.
Eğer büyük bir çöküntü yaşamam gerekiyorduysa, hala yaşamadım.
Hala geceyi doldururcasına ağlamadım. Daha hiç elim telefona gitmedi. Hiç aramayı düşünmedim, mesaj atmayı, sana ulaşmayı.
Arasam ne olurdu diye düşündüm bir kaç defa ama aramayı hiç düşünmedim işte.
Fransızca'da seni tartıştık, onlar sen olduğunu bilmiyorlardı. İsmini yazdık, fiilini çektik.
Ben küçük bir kağıda sen olduğunu yazdım, bir dostuma okuttum sadece.
O uzun uzun bana baktı.
Geçenlerde bir başkası bana çaldığın şarkıyı çaldı. Elleri seninki kadar güzel değildi gerçi; ve titriyordu. Senin gibi çalamıyordu, senin daha iyi olduğunu söylemek istedim ama sonra vazgeçtim. Senin parmakların tuşların üzerinde kayardı sanki...
Son besteni bana hiç yollamadın, melodisi neydi diye düşünüp duruyorum.
Ama sana sormayacağım.
Hani şu şiir var ya, var olmayan şeylerin en güzelleri olduğunu söylüyor.
O duyduğum en güzel besteydi; ve duymasam da öyle kalacak.
Nadiren bir şarkı duyduğumda, keşke bana bunu söyleseymiş, diye düşünüyorum. Senin söylemediğin, senin söylemeni istediğim öyle çok söz var ki...
Ve bugün ilk defa, eve dönerken duyduğum şarkıyı keşke ben sana söyleseymişim diye geçirdim içimden. Şimdiyse oldukça geç. Şimdi sana bu şarkıyı söylemeyeceğim...
Seni özleyip özlemediğimi bilmiyorum.
Yokluğunda bile varmışsın gibi geliyor.
Tıpkı o şiir gibi işte.
Var olmayan şeylerin en güzelleri olduğunu söyleyen.
Takvimde o günü işaretlemedim; kafamda rakamlar da dönmüyor.
Salı mıydı, Perşembe mi onu bile hatırlamıyorum.
Bir süre önceydi sadece.
Çok eski değil.
Yeni de.
Kafamda küçük karelerden oluşan güzel bir vidyomuz var; bazılarında sen yoksun ama ben seni düşlüyorum, bazılarındaysa telefondayız - sana laf anlatmaya çalışıyorum ama sen beni sıkıştırıp duruyorsun. Hepsinde ellerim soğuk. Hepsinde yanaklarım sıcak.
Eğer büyük bir çöküntü yaşamam gerekiyorduysa, hala yaşamadım.
Hala geceyi doldururcasına ağlamadım. Daha hiç elim telefona gitmedi. Hiç aramayı düşünmedim, mesaj atmayı, sana ulaşmayı.
Arasam ne olurdu diye düşündüm bir kaç defa ama aramayı hiç düşünmedim işte.
Fransızca'da seni tartıştık, onlar sen olduğunu bilmiyorlardı. İsmini yazdık, fiilini çektik.
Ben küçük bir kağıda sen olduğunu yazdım, bir dostuma okuttum sadece.
O uzun uzun bana baktı.
Geçenlerde bir başkası bana çaldığın şarkıyı çaldı. Elleri seninki kadar güzel değildi gerçi; ve titriyordu. Senin gibi çalamıyordu, senin daha iyi olduğunu söylemek istedim ama sonra vazgeçtim. Senin parmakların tuşların üzerinde kayardı sanki...
Son besteni bana hiç yollamadın, melodisi neydi diye düşünüp duruyorum.
Ama sana sormayacağım.
Hani şu şiir var ya, var olmayan şeylerin en güzelleri olduğunu söylüyor.
O duyduğum en güzel besteydi; ve duymasam da öyle kalacak.
Nadiren bir şarkı duyduğumda, keşke bana bunu söyleseymiş, diye düşünüyorum. Senin söylemediğin, senin söylemeni istediğim öyle çok söz var ki...
Ve bugün ilk defa, eve dönerken duyduğum şarkıyı keşke ben sana söyleseymişim diye geçirdim içimden. Şimdiyse oldukça geç. Şimdi sana bu şarkıyı söylemeyeceğim...
Seni özleyip özlemediğimi bilmiyorum.
Yokluğunda bile varmışsın gibi geliyor.
Tıpkı o şiir gibi işte.
Var olmayan şeylerin en güzelleri olduğunu söyleyen.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)