Chet kindly asks:
"Why won't somebody send a tender blue boy to cheer up little girl blue?"
***
Merhaba İstanbul ve merhaba eski ve merhaba 18 senenin evi (temsili),
ve merhaba beni geçtiğimiz dört aylığına uğurlamış olan her şey ve herkes.
Sizleri "geri döndüğümde her şey eskisi gibi olacak" duygusunun ağır bastığı bir özlemle özlemişim.
Ama hiç bir şey hiç bir zaman eskisi gibi olmaz.
***
Ne yapacağımı bilmeden evde oturduğum günler sık değildir, bu nadir günlere asla 10'da uyanmam.
Ve bu yüzden saat 5 buçukken saati 10 buçuk zannetmem doğaldır, değil mi?
***
Herkes sevilmek ister.
Kabul etmek istese de istemese de herkes sevilmek ister.
Kabul ederseniz muhtaç ve dürüst,
Kabul etmezseniz güçlü ve yalancı olursunuz.
Bu tartışmaya girmemek de bir seçenektir tabii, bu durumda sessiz ve ketum olmuş olursunuz.
Günün sonunda
-veya "at the end of the day"-
ne seçtiğinizin bir önemi olmaz, yalnız veya tümsünüzdür.
Yalnız veya tüm.
Tartışmaya açık değildir, çoğu zaman.
***
Her gün bir bardak içmeden rahat duramadığım kahve, şimdi nerdesin?
***
"It's time you knew, that all you can count on are the raindrops that fall on little girl blue.."
Biraz her şey, biraz hiç bir şey... Mutlaka bir yerlerde bir kahve kokusu, sakin bir melodinin tatlı duygusu...
kahve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kahve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27.12.13
8.9.13
18.11.12
gave up
Hani bir şeyler yapmak istersin, çok istersin ve aslında kafanda da pek mümkündür
ama yine de yapmazsın ya.
Öyle bir şeyler.
28.10.12
Var da Var Sendromu
Herşeyi son dakikaya bırakan bünyem, kahveye de tepki vermeyi bırakınca inceden bir ürperti içimi sarmadı değil.
Ufacık bir ev kedisine dönüşmek için çok geç diyorlar.
Düğün düğün dolaşıp yeni çifte atılan paraları toplayasım var.
Beni okutun yazan tişörtler giyesim var.
Şiir yazasım,
Şarkı yazasım,
Kitap yazasım var. Şunları yazmaktansa.
Film izleyesim, dizi izleyesim var.
Konsere gidesim var.
Uyuyasım var çok fena. Kahveyi sütlü içmeyi bırakmam mı gerekiyor?
Bugün geriye dönüp baktığımda geçtiğimiz senelerin yıkımları veya büyüleri ufacık gözüküyor.
Oran orantı yaptığımda bundan 20 sene sonra şu an çoktan unutulmuş; bu anın getirileri yalnızca bir deneyim olmuş bitmiş olacak.
Defterin üç beş sayfası - blogun bir iki iletisi için bu panik çok değil mi? diye düşündürüyor insanı.
Benimkisi iyinin kötünün savaşı değil de, bilmiyor olmanın verdiği bıkkınlık. Yetti bu kadar gizem gibi.
Haksız da değilim hani.
Ben ki başladığım kitabın son sayfasını okuyan bir Indefinitely'yim; bence şu birkaç aylık çilenin sonunu da bilmeye hakkım var? Ne dersiniz?
Kulaklığı takıp, müziği açıp, gözümü kapadığımda sanki hiçbir şey yokmuş gibi oluyor.
"I'm not sure if I belong here, my my..."
- Yes Sir Boss
Ufacık bir ev kedisine dönüşmek için çok geç diyorlar.
Düğün düğün dolaşıp yeni çifte atılan paraları toplayasım var.
Beni okutun yazan tişörtler giyesim var.
Şiir yazasım,
Şarkı yazasım,
Kitap yazasım var. Şunları yazmaktansa.
Film izleyesim, dizi izleyesim var.
Konsere gidesim var.
Uyuyasım var çok fena. Kahveyi sütlü içmeyi bırakmam mı gerekiyor?
Bugün geriye dönüp baktığımda geçtiğimiz senelerin yıkımları veya büyüleri ufacık gözüküyor.
Oran orantı yaptığımda bundan 20 sene sonra şu an çoktan unutulmuş; bu anın getirileri yalnızca bir deneyim olmuş bitmiş olacak.
Defterin üç beş sayfası - blogun bir iki iletisi için bu panik çok değil mi? diye düşündürüyor insanı.
Benimkisi iyinin kötünün savaşı değil de, bilmiyor olmanın verdiği bıkkınlık. Yetti bu kadar gizem gibi.
Haksız da değilim hani.
Ben ki başladığım kitabın son sayfasını okuyan bir Indefinitely'yim; bence şu birkaç aylık çilenin sonunu da bilmeye hakkım var? Ne dersiniz?
Kulaklığı takıp, müziği açıp, gözümü kapadığımda sanki hiçbir şey yokmuş gibi oluyor.
"I'm not sure if I belong here, my my..."
- Yes Sir Boss
25.10.12
Easiest Girl Alive
Çikolata, müzik, kahve.
Kalbime giden yol bu üçünden geçiyor.
Bu kadar ucuz, bu kadar kolay bir kızım.
Utanırım sanıyorsunuz - utanmıyorum da.
Kalbime giden yol bu üçünden geçiyor.
Bu kadar ucuz, bu kadar kolay bir kızım.
Utanırım sanıyorsunuz - utanmıyorum da.
30.7.12
Stuart Street, Boston
Buralarin en garip'i benmisim gibi geliyor.
Sokaklarda yururken genelde kendi kendime konusuyor, kimi kimi sarki soyluyorum.
Aklima cok takilan swing sarkilarina dogaclama yapmaya calisiyorum.
Buldugum her ekstra zamanda kendimi ilk gordugum Starbucks'a atip soya latteyle acilisini saglikli yaptigim siparislerin sonuna cikolatali limonlu kekler ekliyorum.
Olur olmadik yerlerde Skype yapiyor karsimdaki duysun diye bagira bagira konusuyorum. -Annem hala telefonundaki programlari cozemedi, ne yapayim.-
Arada icimdeki sosyallik tasiyor, trende ya da cafelerde yanimda oturan insanlarla tanisiveriyorum.
Bir yerlere gec kalmadigim surece gulumsuyorum.
Bazen hic tanimadigim insanlara bile gulumsuyorum.
Burasi ev degil belki ama yabanci bir yerde degil artik, bunu gercekten hissediyorum.
Ama soylemeden edemeyecegim: Su sehirdeki renkleri toplasan etegimdeki renklerin yarisi etmez, yesil kulakliklarimla yarisamazlar.
Sokaklarda yururken genelde kendi kendime konusuyor, kimi kimi sarki soyluyorum.
Aklima cok takilan swing sarkilarina dogaclama yapmaya calisiyorum.
Buldugum her ekstra zamanda kendimi ilk gordugum Starbucks'a atip soya latteyle acilisini saglikli yaptigim siparislerin sonuna cikolatali limonlu kekler ekliyorum.
Olur olmadik yerlerde Skype yapiyor karsimdaki duysun diye bagira bagira konusuyorum. -Annem hala telefonundaki programlari cozemedi, ne yapayim.-
Arada icimdeki sosyallik tasiyor, trende ya da cafelerde yanimda oturan insanlarla tanisiveriyorum.
Bir yerlere gec kalmadigim surece gulumsuyorum.
Bazen hic tanimadigim insanlara bile gulumsuyorum.
Burasi ev degil belki ama yabanci bir yerde degil artik, bunu gercekten hissediyorum.
Ama soylemeden edemeyecegim: Su sehirdeki renkleri toplasan etegimdeki renklerin yarisi etmez, yesil kulakliklarimla yarisamazlar.
19.4.12
Well done!
Bir arkadaşım bu resme baktığında beni hatırladığını söyledi.
Ben boşuna demiyorum kahve bağımlısıyım diye... *kahvesiniyudumlar*
Ben boşuna demiyorum kahve bağımlısıyım diye... *kahvesiniyudumlar*
2.1.12
2012.
Sütlü kahvenin tadı, aynı.
Son ana bırakılan ödevlerin stresi, aynı.
Akvaryumum da şebelek şebelek yüzen balıklarımın şebeleklik kat sayıları, aynı.
Odamın dağınıklığı, aynı.
Okunması gereken kitapların, kitap okumaya ayırabildiğim vakte oranı, aynı.
Dinlediğim müziklere eşlik etmekten duyduğum keyif, aynı.
Geleceğe olan merakım ve endişem ve heyecanım, aynı.
Yarın erken kalkacağımı biliyor olmanın azabı, aynı.
Yapmam gereken şeyleri ertelemeye olan müthiş yeteneğim, aynı.
Bu kadar çok şey aynı iken, nasıl yeni bir yılda olabiliriz ki?
"When she was just a girl,
She expected the world
But it flew away from her reach
So she ran away in her sleep
...
This could be Para-Para-Paradise"
-Coldplay
Not: Blogum üç yaşında!
Son ana bırakılan ödevlerin stresi, aynı.
Akvaryumum da şebelek şebelek yüzen balıklarımın şebeleklik kat sayıları, aynı.
Odamın dağınıklığı, aynı.
Okunması gereken kitapların, kitap okumaya ayırabildiğim vakte oranı, aynı.
Dinlediğim müziklere eşlik etmekten duyduğum keyif, aynı.
Geleceğe olan merakım ve endişem ve heyecanım, aynı.
Yarın erken kalkacağımı biliyor olmanın azabı, aynı.
Yapmam gereken şeyleri ertelemeye olan müthiş yeteneğim, aynı.
Bu kadar çok şey aynı iken, nasıl yeni bir yılda olabiliriz ki?
"When she was just a girl,
She expected the world
But it flew away from her reach
So she ran away in her sleep
...
This could be Para-Para-Paradise"
-Coldplay
Not: Blogum üç yaşında!
21.2.11
Rubik Küp Analojileri
Bugün odamda iki rubik küp buldum.
Tabii ki de bana ait değiller.
Ama birileri benim rubik küp çözebilecek kadar zeki olduğuma inanıp, Radiohead albümlerimin yanına ikisini üstüste koyup bırakmış.
Ördek telefonda konuşurken, internetten bakıp çözmemi ve evdekilere hava atmamı önerdi.
Sanki hiç işim gücüm yokmuş gibi (buradaki ağır ironiyi son bir haftadır çevremde olan insanlar daha iyi anlıyor) internetten resimli bir site bulup işe koyuldum.
20 dakika falan oldu ve hiç bir ilerleme kaydedemediğimi fark ettim ve iç sıkıntıma bir de bu anlık sıkıntıyı ekleyince iyice patlıcan gibi bir şey oldum. Ve elbette pes ettim.
Bu garip benzetmeyi kullanacağım şimdiye dek aklımın ucundan bile geçmezdi ama hayatım geçtiğimiz hafta bir rubik küp gibiydi. Zavallı ben, renkleri bir araya getirmek için çırpındım durdum. Sonunda güzel bir şeyler çıkmasını istediğim için. Başarmak istediğim için.
Ama tıpkı bu uyduruk rubik küpler gibi, insanlar da ortak düşüncelerde buluşmamakta ısrar ettiler.
Ve ne yazık ki insanları evirip çevirerek nasıl bir araya getirebileceğim konusunda resimli anlatımlı bir web-sitesi de yoktu.
En azından rubik küp için "aptal bir oyuncak" deyip geçebiliyoruz, peki ya insanlar?
Hele de değer verdiğiniz insanlar.
İşte böyle garip geçiyor hayat.
Karamelli latte ve rubik küp analojileriyle...
Tabii ki de bana ait değiller.
Ama birileri benim rubik küp çözebilecek kadar zeki olduğuma inanıp, Radiohead albümlerimin yanına ikisini üstüste koyup bırakmış.
Ördek telefonda konuşurken, internetten bakıp çözmemi ve evdekilere hava atmamı önerdi.
Sanki hiç işim gücüm yokmuş gibi (buradaki ağır ironiyi son bir haftadır çevremde olan insanlar daha iyi anlıyor) internetten resimli bir site bulup işe koyuldum.
20 dakika falan oldu ve hiç bir ilerleme kaydedemediğimi fark ettim ve iç sıkıntıma bir de bu anlık sıkıntıyı ekleyince iyice patlıcan gibi bir şey oldum. Ve elbette pes ettim.
Bu garip benzetmeyi kullanacağım şimdiye dek aklımın ucundan bile geçmezdi ama hayatım geçtiğimiz hafta bir rubik küp gibiydi. Zavallı ben, renkleri bir araya getirmek için çırpındım durdum. Sonunda güzel bir şeyler çıkmasını istediğim için. Başarmak istediğim için.
Ama tıpkı bu uyduruk rubik küpler gibi, insanlar da ortak düşüncelerde buluşmamakta ısrar ettiler.
Ve ne yazık ki insanları evirip çevirerek nasıl bir araya getirebileceğim konusunda resimli anlatımlı bir web-sitesi de yoktu.
En azından rubik küp için "aptal bir oyuncak" deyip geçebiliyoruz, peki ya insanlar?
Hele de değer verdiğiniz insanlar.
İşte böyle garip geçiyor hayat.
Karamelli latte ve rubik küp analojileriyle...
5.2.11
Kısa-Tatil-Sendromu
Hiçbir şey yapmak zorunda olmamanın verdiği rahatlık hakikaten başka.
Yapmam gereken en zor seçimlerin evdeki kanepeler, ya da izleyebileceğim filmler arasında olması kadar güzel bir mutluluk yok. Yerli yersiz aşermeler üzerine 3-4 saatlik Sims2 maratonu yapmak da serbest. Pazar günü yurtdışından döndüğüm için evde bir orduyu beslemeye yetecek kadar Duty Free'den alınmış çikolata da mevcut. Nescafe stokumuz da yerinde.
Üzüldüğüm tek şey, hiçbir şey yapmama duygusunun tam olarak ruhuma işlemesi ve beni yararlı şeyler yapmaya itmesi iki haftada olacakmış gibi gözükmüyor.
Yani "bir fırsat bulsam yapacağım!" dediğim şeyleri bu tatilde yapacağımı hiç sanmıyorum.
Birkaç şeyi daha erteliyorum ve ertelememem gereken şeyler için de -kısmen- telaşlanıyorum.
Tatil hakikaten güzel şey;
Ama kursağımızda kalacakmış gibi geliyor.
Şimdilik biraz daha m&m ve iyi seçilmiş bir film...
14.8.10
Kararlılık
Bu sıcakların beni kahve tutkumdan uzaklaştıracağını mı sanıyordunuz?
***
"If you walk away I'll walk away
First tell me which road you will take
I don't want to risk our paths crossing someday
So you walk that way I'll walk this way"
First tell me which road you will take
I don't want to risk our paths crossing someday
So you walk that way I'll walk this way"
- Bright Eyes
6.7.10
Talihsiz Serüvenler Dizisi
Bugün başıma gelen talihsizliklerin bir listesi (liste dün geceden başlıyor):
- iPod'umun şarjı bitti ve bir daha da açılmadı.
- Sabah uyanamadım bu yüzden kahvaltımı ederken bir yandan giyiniyordum
- Bahsettiğim Botero müzesini gezmek için Pera Müzesine gittik, ve kapıdan geri döndük: neymiş? Pazartesi günleri Pera Müzesi kapalıymış
- Atlas Pasajını ararken kaybolduk (?)
- Bir iki T-Shirt için kazıklandık
- Body Worlds'ün yerini bulana kadar güneş altında eridik
- Çocuk kategorisine giriyormuşuz meğer, öğrenci bileti alıp bir de ona kazıklandık
- İşimiz uzun sürdü, müzeden biraz geç çıktık ve adam gibi hiç bi film bulamadık
- Çok da bayılmadığımız bir filme yetişebilmek için koşturduk ama gittiğimizde "seansın iptal olduğunu" söylediler
- Çocuk filmine girdik
- Film arasında bi arkadaşıma mesaj atarken telefonum kitlendi
- Film düşündüğümüzden erken bitti ve Dream'in gitmesi gerekti: Telefonsuz ve saatsiz ortada kaldım
- Ve günümün highlight'ı: En sevdiğim kahveyi elime almıştım ki iki adım sonra ayağım kaydı ve yere serildim
- İnanılmaz güzel bir film izledim (Whatever Works)
- İlk defa otobüse zamanında yetiştim; ve oturabildim bile
- Tam zamanında vardım
- Robinson Crusoe'da gezicek vakit bulduk: Edgar Ellen Poe'nun toplama bir şiir kitabını aldım; başka bir kırtasiyeden iki harika kart aldım koleksiyonuma eklemek üzere
- Harika bir Rolling Stones t-shirt'üm oldu!
- Yeni bir yemek yeri öğrendim
- Body Worlds denen o akıl almaz sergiye (ya da artık o ne ise) gidebildim ve sindire sindire heryeri gezdim
- Toy Story 3'ü izledim ve İspanyol Buzz Lightyear'ı deneyimledim
- Normalde self-servis olan bir mekanda en sevdiğim kahve önüme servis edildi, ilgilenildim
- Gün boyu yürümüş olmanın rahatlığı ile en sevdiğim şekerlerden yedim
- Ve günümün gerçek highlight'ı: Dream'le harika bir gün geçirdim!
***
Şu klişeleşmiş dolu bardak, boş bardak, bardaktan boşanırcasına yağmak muhabbetlerine hiç girmeyeceğim.
Sadece günümün bu kadar artı ve eksilerle dolu olması beni şaşırttı.
Evren kendi kendine bir mesaj vermeye çalışıyormuş gibiydi.
Ben günün sonunda kendimi o kahvenin ortasında, halıyla burun buruna bulduğumda hala gülebiliyordum.
İnanın sebebini bilmiyorum.
Sebebi çok da önemli değildir heralde.
Sadece "iyimser olmak böyle bir şey olmalı," diye düşündüm ayağa kalktığımda.
Ve gerçekten güzel bir histi.
6.4.10
Çifte Kavrulmuş Eti Bisküvileri!
Çifte kavrulmuş eti bisküvilerini,
İngiltere'den aldığım The Beatles bardağımı,
bu bardaktan buharı tüte tüte içtiğim fındıklı kahvemi,
annemin hiç utanmadan elime tutuşturduğu tane bitter çikolataları,
flickr'da yeni kelimeler deneyerek resimler aramayı,
o küçük yeşil saatin tiklerini ve taklarını,
çoğunlukla o tikleri ve takları bastıran güzel müziklerimi,
sıkıldığımda kaçabildiğim bir blogum oluşunu
çok seviyorum.
Ben buradayken,
gözlerim ekrana hipnotize bir halde bakmakta ve ellerim klavyenin üzerinde hantal hantal gezmekteyen,
dünya gerçekten benim etrafımda dönüyor.
Hatta inanır mısınız?
Bazen dönmeyi bırakıyor bile...
İngiltere'den aldığım The Beatles bardağımı,
bu bardaktan buharı tüte tüte içtiğim fındıklı kahvemi,
annemin hiç utanmadan elime tutuşturduğu tane bitter çikolataları,
flickr'da yeni kelimeler deneyerek resimler aramayı,
o küçük yeşil saatin tiklerini ve taklarını,
çoğunlukla o tikleri ve takları bastıran güzel müziklerimi,
sıkıldığımda kaçabildiğim bir blogum oluşunu
çok seviyorum.
Ben buradayken,
gözlerim ekrana hipnotize bir halde bakmakta ve ellerim klavyenin üzerinde hantal hantal gezmekteyen,
dünya gerçekten benim etrafımda dönüyor.
Hatta inanır mısınız?
Bazen dönmeyi bırakıyor bile...
17.1.10
Caramelatte...
'nin moralimi düzeltemediği bir zaman var mı acaba?

"As I make my way through the century
As I slowly turn to house dust..."
-Turin Brakes
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

