Böyle yağmurlu bir günde bu mutluluğu kendinde bulan sevgili Gene Kelly, bana da o mutluluktan biraz ışır mısın?
Biraz her şey, biraz hiç bir şey... Mutlaka bir yerlerde bir kahve kokusu, sakin bir melodinin tatlı duygusu...
müzikal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzikal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7.4.13
1.5.11
Herkes "Seni Seviyorum" Der
Bugün bir başka Woody Allen filmi izledim. Hatta film, doğru kelime değil. Doğru kelime "müzikal" olmalı...
"Everyone Says I Love You" 96 yapımı; isminden de anlaşıldığı gibi, herkesin nasıl da "seni seviyorum" diyebildiğini anlatan; farklı yaşlarda ve tarzlarda çiftlerin arasında dolaşan güzel bir müzikal.
Filmin farklı sahnelerinde, farklı karakterler, yukarıda Marilyn Monroe'nun (Some Like It Hot'ta söylediği) versiyonunu paylaştığım şarkıyı söylüyor.
Yani karakterlerin hepsi bir noktada aşktan nasıl vazgeçtiklerini ilan ediyorlar...
Ama eninde sonunda herkes yine "seni seviyorum" diyor.
Sevgi öyle tatlı bir şey ki bazen...
Senelerdir bu iki kelimeyi ne kadar yorduğumuzdan bahsediyoruz, anlamını yitirdiğinden, artık var olmadığından.
Halbuki gerçekten içten söylenen bir "seni seviyorum"dan daha anlamlı bir söz yok şu dünyada.
-I'm through with love.
-Yeah, right.
22.7.10
Daha saat 5 bile değil!
Videoların yüklenmesini beklerken okuduğum kitaba göz atma faslı sona erdi.
Üç gün içerisinde 22 bölüm izledim.
O nasıl bir finaldi öyle.
Şimdi geceleri bir yandan basit gençlik dizileri izleyip bir yandan müzikal şarkıları dinlemem gerekiyor ki, yerini doldurabileyim.
OF.
Üç gün içerisinde 22 bölüm izledim.
O nasıl bir finaldi öyle.
Şimdi geceleri bir yandan basit gençlik dizileri izleyip bir yandan müzikal şarkıları dinlemem gerekiyor ki, yerini doldurabileyim.
OF.
11.2.10
And all at once...
The Fray'in çok sevdiğim şarkılarından biri de "All At Once".
Duyduğum en şirin şarkılardan bir tanesi ve onu bu kadar harika yapan da bana verdiği o neşeli ruh hali.
Yolda kulaklıklarımla yürürken bu şarkıya ne zaman denk gelsem kendimi bir müzikalin ortasında hissediyorum.
Arkamı dönsem binlerce neşeli insan arkamda dans ediyormuş gibi geliyor bana.
Solistin tam "And all at once the crowd begins to sing" dediği yerde gerçekten bir kalabalığın şarkı söylemeye başladığını ve dans etmeye başladıklarını hissediyorum.
Hani şu klasik sahneler vardır ya, her baş karakter sokakta başı eğik yürür, etraftaki her renk soluk ve her yüz mutsuzdur.
Sonra bir anda tüm renkler ve insanlar canlanır, çevredeki her surata kocaman bir gülümseme yayılır.
Herkes, herkes mutludur!
İşte öyle bir şarkı bu.
Ve sözleri öyle güzel ki!
"Üzülme," diyor "Olur böyle şeyler."
Ve bunu öyle tatlı bir melodiyle söylüyor ki "Ya.. Ya doğru söylüyosun aslında!" demek zorunda kalıyorsunuz. Ve o dans eden kalabalığın en ortasında, siz çılgınlar gibi dans ediyorsunuz!
Herkes, siz dahil, herkes mutlu!
"Maybe you want her maybe you need her
Maybe you started to compare to someone not there
Maybe you want it maybe you need it,
Maybe it's all you're running from,
Perfection will not come
And all at once the crowd begins to sing
Sometimes
We'd never know what's wrong without the pain
Sometimes the hardest thing and the right thing are the same"
-The Fray
Duyduğum en şirin şarkılardan bir tanesi ve onu bu kadar harika yapan da bana verdiği o neşeli ruh hali.
Yolda kulaklıklarımla yürürken bu şarkıya ne zaman denk gelsem kendimi bir müzikalin ortasında hissediyorum.
Arkamı dönsem binlerce neşeli insan arkamda dans ediyormuş gibi geliyor bana.
Solistin tam "And all at once the crowd begins to sing" dediği yerde gerçekten bir kalabalığın şarkı söylemeye başladığını ve dans etmeye başladıklarını hissediyorum.
Hani şu klasik sahneler vardır ya, her baş karakter sokakta başı eğik yürür, etraftaki her renk soluk ve her yüz mutsuzdur.
Sonra bir anda tüm renkler ve insanlar canlanır, çevredeki her surata kocaman bir gülümseme yayılır.
Herkes, herkes mutludur!
İşte öyle bir şarkı bu.
Ve sözleri öyle güzel ki!
"Üzülme," diyor "Olur böyle şeyler."
Ve bunu öyle tatlı bir melodiyle söylüyor ki "Ya.. Ya doğru söylüyosun aslında!" demek zorunda kalıyorsunuz. Ve o dans eden kalabalığın en ortasında, siz çılgınlar gibi dans ediyorsunuz!
Herkes, siz dahil, herkes mutlu!
"Maybe you want her maybe you need her
Maybe you started to compare to someone not there
Maybe you want it maybe you need it,
Maybe it's all you're running from,
Perfection will not come
And all at once the crowd begins to sing
Sometimes
We'd never know what's wrong without the pain
Sometimes the hardest thing and the right thing are the same"
-The Fray
30.1.10
The Gods Love Nubia
Bir grup çocuk sahnenin en önüne kadar acı içinde yürüyor.
Üstleri başları yırtık pırtık, suratları hüzün dolu; elleriyle, kalan son güçleriyle size uzanıyorlar.
Nubia halkı, oditoryum'un ortasında özgürlükleri için haykırıyorlar...
Işıklar kapanıyor.
İlk perde sona erdi.
***
Geçen sene müzikale katılırken sene sonunda ortaya çıkacak şeyden,
Olacağım şeyden haberim bile yoktu.
Afrika dansı öğreneceğimden mesela, haberim bile yoktu...
Ya da kıyafetlerimizin eski ve pis gözükmesi için okulun bahçesinde çamur eşeleyeceğimizden...
Pazartesi provaları...
Bizden çok daha mükemmel dans eden yönetmenimizin arkasında bir grup şapşal kız.
Çarşamba probaları...
Pamuk yanaklı müzik hocamızın bizlere bir şeyler öğretmeye çalışışı.
Gittikçe artan, yoğunlaşan ve yoruculaşan provalar...
Küçük küçük gruplar ve onların bu bitkinlikle bir araya gelişleri.
Her şey üç günlük bir telaş için.
Üç gün boyunca kapanmayacak ışıklar için.
Soyunma odasında herkesin herkese makyaj yapması için.
Seyirciler kapıların dışında beklerken içeride "dubiday dubiday" ses açmak için.
O pis kıyafetleri giymek için.
Şarkı aralarında kıyafet değiştirmek için merdivenlerden koşuşturmak için.
O sahneye çıkmak için.
O şarkıları söylemek için.
Sahnedekilerden büyülenmek yerine, sahnedeki büyünün parçası olabilmek için.
İnsanların aslında ne kadar tedirgin olduğunu görebilmek ve kulise girerken kulaklarına "Çok iyiydi!" diye fısıldayabilmek için...
Hayatımızdaki en renkli anılardan bir tanesine sahip olmak için.
Şimdi ne zaman koridorda "Aiiida, Aiiida" diye çığırsam, birilerinin dönüp benimle beraber iç çekeceğini biliyorum.
İşte hepsi bunun için...
Üstleri başları yırtık pırtık, suratları hüzün dolu; elleriyle, kalan son güçleriyle size uzanıyorlar.
Nubia halkı, oditoryum'un ortasında özgürlükleri için haykırıyorlar...
Işıklar kapanıyor.
İlk perde sona erdi.
***
Geçen sene müzikale katılırken sene sonunda ortaya çıkacak şeyden,
Olacağım şeyden haberim bile yoktu.
Afrika dansı öğreneceğimden mesela, haberim bile yoktu...
Ya da kıyafetlerimizin eski ve pis gözükmesi için okulun bahçesinde çamur eşeleyeceğimizden...
Pazartesi provaları...
Bizden çok daha mükemmel dans eden yönetmenimizin arkasında bir grup şapşal kız.
Çarşamba probaları...
Pamuk yanaklı müzik hocamızın bizlere bir şeyler öğretmeye çalışışı.
Gittikçe artan, yoğunlaşan ve yoruculaşan provalar...
Küçük küçük gruplar ve onların bu bitkinlikle bir araya gelişleri.
Her şey üç günlük bir telaş için.
Üç gün boyunca kapanmayacak ışıklar için.
Soyunma odasında herkesin herkese makyaj yapması için.
Seyirciler kapıların dışında beklerken içeride "dubiday dubiday" ses açmak için.
O pis kıyafetleri giymek için.
Şarkı aralarında kıyafet değiştirmek için merdivenlerden koşuşturmak için.
O sahneye çıkmak için.
O şarkıları söylemek için.
Sahnedekilerden büyülenmek yerine, sahnedeki büyünün parçası olabilmek için.
İnsanların aslında ne kadar tedirgin olduğunu görebilmek ve kulise girerken kulaklarına "Çok iyiydi!" diye fısıldayabilmek için...
Hayatımızdaki en renkli anılardan bir tanesine sahip olmak için.
Şimdi ne zaman koridorda "Aiiida, Aiiida" diye çığırsam, birilerinin dönüp benimle beraber iç çekeceğini biliyorum.
İşte hepsi bunun için...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)