Bütün akşamımı hüzün ve müzik dolu bir adamın hüzün ve müzik dolu hayatını okuyarak, dinleyerek geçirdim.
Tükendim desem yalan olmaz.
İnsan hayattan ne bekleyeceğini bilemiyor bazen.
"For all we know, this might only be a dream
We come and we go, like the ripples in a stream
So love me tonight
Tomorrow was made for some
Tomorrow may never come
For all we know..."
Biraz her şey, biraz hiç bir şey... Mutlaka bir yerlerde bir kahve kokusu, sakin bir melodinin tatlı duygusu...
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27.4.14
28.10.12
Var da Var Sendromu
Herşeyi son dakikaya bırakan bünyem, kahveye de tepki vermeyi bırakınca inceden bir ürperti içimi sarmadı değil.
Ufacık bir ev kedisine dönüşmek için çok geç diyorlar.
Düğün düğün dolaşıp yeni çifte atılan paraları toplayasım var.
Beni okutun yazan tişörtler giyesim var.
Şiir yazasım,
Şarkı yazasım,
Kitap yazasım var. Şunları yazmaktansa.
Film izleyesim, dizi izleyesim var.
Konsere gidesim var.
Uyuyasım var çok fena. Kahveyi sütlü içmeyi bırakmam mı gerekiyor?
Bugün geriye dönüp baktığımda geçtiğimiz senelerin yıkımları veya büyüleri ufacık gözüküyor.
Oran orantı yaptığımda bundan 20 sene sonra şu an çoktan unutulmuş; bu anın getirileri yalnızca bir deneyim olmuş bitmiş olacak.
Defterin üç beş sayfası - blogun bir iki iletisi için bu panik çok değil mi? diye düşündürüyor insanı.
Benimkisi iyinin kötünün savaşı değil de, bilmiyor olmanın verdiği bıkkınlık. Yetti bu kadar gizem gibi.
Haksız da değilim hani.
Ben ki başladığım kitabın son sayfasını okuyan bir Indefinitely'yim; bence şu birkaç aylık çilenin sonunu da bilmeye hakkım var? Ne dersiniz?
Kulaklığı takıp, müziği açıp, gözümü kapadığımda sanki hiçbir şey yokmuş gibi oluyor.
"I'm not sure if I belong here, my my..."
- Yes Sir Boss
Ufacık bir ev kedisine dönüşmek için çok geç diyorlar.
Düğün düğün dolaşıp yeni çifte atılan paraları toplayasım var.
Beni okutun yazan tişörtler giyesim var.
Şiir yazasım,
Şarkı yazasım,
Kitap yazasım var. Şunları yazmaktansa.
Film izleyesim, dizi izleyesim var.
Konsere gidesim var.
Uyuyasım var çok fena. Kahveyi sütlü içmeyi bırakmam mı gerekiyor?
Bugün geriye dönüp baktığımda geçtiğimiz senelerin yıkımları veya büyüleri ufacık gözüküyor.
Oran orantı yaptığımda bundan 20 sene sonra şu an çoktan unutulmuş; bu anın getirileri yalnızca bir deneyim olmuş bitmiş olacak.
Defterin üç beş sayfası - blogun bir iki iletisi için bu panik çok değil mi? diye düşündürüyor insanı.
Benimkisi iyinin kötünün savaşı değil de, bilmiyor olmanın verdiği bıkkınlık. Yetti bu kadar gizem gibi.
Haksız da değilim hani.
Ben ki başladığım kitabın son sayfasını okuyan bir Indefinitely'yim; bence şu birkaç aylık çilenin sonunu da bilmeye hakkım var? Ne dersiniz?
Kulaklığı takıp, müziği açıp, gözümü kapadığımda sanki hiçbir şey yokmuş gibi oluyor.
"I'm not sure if I belong here, my my..."
- Yes Sir Boss
4.7.12
Gitme Mevsimi
Yine o dönemdeyiz:
"Gitme Mevsimi"
Ben ve çevremdeki bir çok insanın kendini geliştirmek, kendini göstermek, kendini bulmak, kendini anlamak için "gittiği" mevsim.
Şimdiye dek çıkacağım en uzun yolculuk için bavul yapmam gerekiyor.
Şu an saat 20:23.
Uçağım yarın öğlen 12:00'de kalkıyor.
Evden sabah 07:00 gibi çıkmayı düşünüyoruz.
Asla istediğimiz zamanda evden çıkamadığımız için çıkışımız -en iyi ihtimalle- 07:30'u bulur diye düşünüyorum.
Bu bana, kabı olmayan su kütlelerinin yayıldığı gibi yayılmış olduğum odamı iki bavula sığdırmak için 10 saat 7 dakika bırakıyor.
Ben bu hesabı yapana kadar sürem 10 saat 4 dakikaya düştü bile.
Kendimden beklemediğim bir içsel panik, dışsal sakinlik içerisindeyim.
İçimde hiç durmak bilmeyen bir hortum var sanki. Bedenimin içindeki her şeyi savuruyor fakat derim öyle sert ki, içeride kısılı kalıyor. Dışarıdan baktığınızda ise uykulu ve huzurlu bir ben göreceksiniz.
Heyecanlanmamam saçma olurdu. Biliyorum.
Ne kadar uzun süredir yarın bineceğim uçağı beklediğimi beni azıcık tanıyan herkes bilir.
Yine de içime biraz daha hakim olabilmek isterdim.
Ya da en azından bavulumu toplayabilmek...
Derin bir nefes.
Ve işime dönüyorum.
Boston'dan bir isteğiniz var mı?
14.6.12
Where My Heart Is
Külahtaki dondurmalarımızdan beter eridiğimiz şu günlerde, her şey ayrı bir güzel.
Evet sürekli olarak sıcaktan şikayet eder haldeyim, evet huysuzum; ama gerçekten güzel günler geçirdim.
Nefis müzikler dinledim.
Nefis insanlarla bir aradaydım.
Öyle nefislerdi ki; yaptığım için beni en çok utandırabilecek hatalara karşı bana içtenlikle gülümseme gücü verebildiler.
Şimdi hepsine teker teker sımsıkı sarılasım var.
Ve tabii Dream.
Popo popoya yaşadık neredeyse, nasıl benden sıkılmıyor anlamıyorum :)
***
Bugün yaz programımın sorunsuz geçmesi için gereken son hamleyi de yapmış bulunuyorum.
Pasaportuma yeni bir vize basılıyor ve ben o vizeyle "yukarı yukarı ve uzağa"* gideceğim.
İniş yapacağım toprak parçasında benim gibi bir avuç insanla müzik yapacağım.
Gezeceğim, daha fazla müzik yapacağım, müzik dinleyeceğim, daha da fazla müzik yapacağım.
Daha kısa bir gelecekte de (yarın) aynı aktiviteleri gerçekleştireceğim: sevdiğim insanlarla, sevdiğim müziği paylaşmak.
Canımı sıkacak bir şeyler hep var, yok değil. Doğruya doğru, bir göbek dolusu sinirbozucu şey var hayatımda. Diyorum ya, huysuzum huysuz.
Ama son zamanlarda hayatımı bir köy yoluna benzetiyorum.
Arada sallanıyoruz, ve kayaları teğet geçiyoruz; ama gidiyoruz. Yolun kenarında kocaman ayçiçeği tarlaları uzanıyor ve camı biraz açıp derin bir nefes alınca, her şeyin yolunda olduğunu hatırlıyorum.
Yalnızca bu yazdan, ya da gelecek yıldan bahsetmiyorum. Bunların hepsi bu dolambaçlı yolun farklı etapları sadece. Ve bana gittiğim yere yaklaştığımı gösteren dev tabelalar...
Gittiğim yer ise ait olduğum, ve çok uzun süredir hasretini çektiğim bir yer.
Ve ne kadar huysuz olursam olayım,
çılgınca heyecanlandığımı ne sizden ne de kendimden saklayacağım!
Evet, evet, fazlasıyla heyecanlıyım.
:)
Evet sürekli olarak sıcaktan şikayet eder haldeyim, evet huysuzum; ama gerçekten güzel günler geçirdim.
Nefis müzikler dinledim.
Nefis insanlarla bir aradaydım.
Öyle nefislerdi ki; yaptığım için beni en çok utandırabilecek hatalara karşı bana içtenlikle gülümseme gücü verebildiler.
Şimdi hepsine teker teker sımsıkı sarılasım var.
Ve tabii Dream.
Popo popoya yaşadık neredeyse, nasıl benden sıkılmıyor anlamıyorum :)
***
Bugün yaz programımın sorunsuz geçmesi için gereken son hamleyi de yapmış bulunuyorum.
Pasaportuma yeni bir vize basılıyor ve ben o vizeyle "yukarı yukarı ve uzağa"* gideceğim.
İniş yapacağım toprak parçasında benim gibi bir avuç insanla müzik yapacağım.
Gezeceğim, daha fazla müzik yapacağım, müzik dinleyeceğim, daha da fazla müzik yapacağım.
Daha kısa bir gelecekte de (yarın) aynı aktiviteleri gerçekleştireceğim: sevdiğim insanlarla, sevdiğim müziği paylaşmak.
Canımı sıkacak bir şeyler hep var, yok değil. Doğruya doğru, bir göbek dolusu sinirbozucu şey var hayatımda. Diyorum ya, huysuzum huysuz.
Ama son zamanlarda hayatımı bir köy yoluna benzetiyorum.
Arada sallanıyoruz, ve kayaları teğet geçiyoruz; ama gidiyoruz. Yolun kenarında kocaman ayçiçeği tarlaları uzanıyor ve camı biraz açıp derin bir nefes alınca, her şeyin yolunda olduğunu hatırlıyorum.
Yalnızca bu yazdan, ya da gelecek yıldan bahsetmiyorum. Bunların hepsi bu dolambaçlı yolun farklı etapları sadece. Ve bana gittiğim yere yaklaştığımı gösteren dev tabelalar...
Gittiğim yer ise ait olduğum, ve çok uzun süredir hasretini çektiğim bir yer.
Ve ne kadar huysuz olursam olayım,
çılgınca heyecanlandığımı ne sizden ne de kendimden saklayacağım!
Evet, evet, fazlasıyla heyecanlıyım.
:)
5.6.12
To. Do.
Hep hep hep hep hep yapacak çok işim var. Ya da bana öyle geliyor. Aslında öyle.
Ve aslında yapma sorumluluğunu üstlendiğim her şeyden de inanılmaz bir keyif alıyorum.
Ama hep yapmadığım, yapmak isteyip de bu daha büyük sorumluluklar sebebiyle yapmaya vakit bulamadığım şeyler kalıyor.
Bir de yapmak zorunda olup "amaan" dediklerim var ama o kendi halt yemem.
Herneyse,
asıl anlatmak istediğim, şu an laptopumun arkasında dolabıma asılı duran "to-do list"imin dramı idi.
Görüp görebileceğiniz en sevimli yapılacaklar listesi kendisi. Yalnızca benim kültürel ve sosyal gelişimimi, sağlıklı yaşayışımı destekliyor. Ama bilmiyor ki ben sabah 6'dan akşam 7'ye kadar gözümü bile kırpmıyorum ve eve geldiğimde tek istediğim tembellik, tembellik ve tembellik yapmak oluyor.
İşte bu yüzden bırakın sevdiğim bir romanı okumayı, okumak zorunda olduğum kitapları bile doğru düzgün bitirmedim.
Ya da her gün yeni işaret kelimeleri öğrenemedim.
Ya da her gün haber okumadım, araştırma yapmadım.
Ve elbetteki bir kitap yazmadım. (Yani listede kitap yaz demiyor ama, yazı yaz diyor. Bir şeyler çizikti baabında.)
Listeye en son sömestr tatilinde tik atmış olmak, boş kutucuklara baktığımda bazen beni gerçekten üzüyor. Çünkü bir çoğu öyle çok zaman alacak şeyler bile değil; ama inanın doğasında bu kadar tembellik olan bir insan için son 4 yıldır insanüstü bir performans sergiliyorum. Ve yapılacak listelerim ve sitemkar post-itlerimin arasında, bazen gerçekten de kendimi şu halde buluyorum:
Annemlerin söylediğine göre, biberondan süt içerken dilimi biberonun deliğine tıkadığım gibi uyuyakalan bir bebekmişim.
E gerisini siz düşünün.
Ve aslında yapma sorumluluğunu üstlendiğim her şeyden de inanılmaz bir keyif alıyorum.
Ama hep yapmadığım, yapmak isteyip de bu daha büyük sorumluluklar sebebiyle yapmaya vakit bulamadığım şeyler kalıyor.
Bir de yapmak zorunda olup "amaan" dediklerim var ama o kendi halt yemem.
Herneyse,
asıl anlatmak istediğim, şu an laptopumun arkasında dolabıma asılı duran "to-do list"imin dramı idi.
Görüp görebileceğiniz en sevimli yapılacaklar listesi kendisi. Yalnızca benim kültürel ve sosyal gelişimimi, sağlıklı yaşayışımı destekliyor. Ama bilmiyor ki ben sabah 6'dan akşam 7'ye kadar gözümü bile kırpmıyorum ve eve geldiğimde tek istediğim tembellik, tembellik ve tembellik yapmak oluyor.
İşte bu yüzden bırakın sevdiğim bir romanı okumayı, okumak zorunda olduğum kitapları bile doğru düzgün bitirmedim.
Ya da her gün yeni işaret kelimeleri öğrenemedim.
Ya da her gün haber okumadım, araştırma yapmadım.
Ve elbetteki bir kitap yazmadım. (Yani listede kitap yaz demiyor ama, yazı yaz diyor. Bir şeyler çizikti baabında.)
Listeye en son sömestr tatilinde tik atmış olmak, boş kutucuklara baktığımda bazen beni gerçekten üzüyor. Çünkü bir çoğu öyle çok zaman alacak şeyler bile değil; ama inanın doğasında bu kadar tembellik olan bir insan için son 4 yıldır insanüstü bir performans sergiliyorum. Ve yapılacak listelerim ve sitemkar post-itlerimin arasında, bazen gerçekten de kendimi şu halde buluyorum:
To Do List, originally uploaded by Boy_Wonder.
Annemlerin söylediğine göre, biberondan süt içerken dilimi biberonun deliğine tıkadığım gibi uyuyakalan bir bebekmişim.
E gerisini siz düşünün.
4.6.12
23.2.12
Zamanı Durduramama Sendromu
Hızlı geçen günlerden, dinmek bilmeyen gürültüden ve bitmek bilmeyen işlerden boğulmak üzereyim.
Sürekli kendi kendime şikayet ediyor gibiyim, ve sadece bu düşünce bile beni biraz daha sinir ediyor.
Yaptığım ve yapacağım her işi, tanıdığım ve tanıyacağım her insanı çok seviyorum; beni yanlış anlamayın. Çoğu zaman bu kadar huysuz bile değilim.
Sadece ritmine yetişmek için çırpınıp durduğum şu hayatta bir molaya ihtiyacım var.
Her şey dursun istiyorum. Şimdi. Şu an.
Herkes dursun, ve sessizleşsin, ve sakinleşsin...
Bana birkaç gün verin, birkaç hafta belki. Bilemedin birkaç ay.
Söz veriyorum döndüğümde her şeyi halledeceğim.
Ama lütfen artık birileri durdursun şu zamanı.
Sürekli kendi kendime şikayet ediyor gibiyim, ve sadece bu düşünce bile beni biraz daha sinir ediyor.
Yaptığım ve yapacağım her işi, tanıdığım ve tanıyacağım her insanı çok seviyorum; beni yanlış anlamayın. Çoğu zaman bu kadar huysuz bile değilim.
Sadece ritmine yetişmek için çırpınıp durduğum şu hayatta bir molaya ihtiyacım var.
Her şey dursun istiyorum. Şimdi. Şu an.
Herkes dursun, ve sessizleşsin, ve sakinleşsin...
Bana birkaç gün verin, birkaç hafta belki. Bilemedin birkaç ay.
Söz veriyorum döndüğümde her şeyi halledeceğim.
Ama lütfen artık birileri durdursun şu zamanı.
6.2.12
A Hard Day's Night (The Beatles)
Dinle

18/365 Damn That!, originally uploaded by Laine Up.
Bir önceki gün yatağımda mutlulukla dön-dön-döndüğüm saatlerde,
Bugün çoktan uyanmış, pijama dışında kıyafet giymiş, kahvaltı etmiş hatta öğle yemeği bile yemiş olmak bana birazcık koyuyor. Birazcık. Ama koyuyor.
Ciddi anlamda yorucu bir gün olduğunu söylemek isterim. Ve daha bitmedi bile.
Sanırım geçtiğimiz haftalarda Nirvana'ya ulaşmıştım. Şimdi şimdi anlıyorum.
Neyse ki yarın Dream ile keyfimi yerine getirecek bir şeyler yapmaya gidip, kendimizi hala tatilde olabileceğimize inandıracağız.
Cuma'ları iple çekme maratonuna hoşgeldiniz.
18/365 Damn That!, originally uploaded by Laine Up.
3.1.12
15.9.11
A Day in Life.
Okul başladı ve ben yine ortalardan kayboldum.
Bir önceki hafta ve bu hafta arasındaki dağlar kadar fark beni biraz korkutuyor. Günde 12 saat uyurken, 5 saati anca bulabiliyorum şimdi. Sürekli esneme halindeyim haliyle.
Ama çok çok çok mutluyum.
Sonunda gerçekten istediğim şeyleri öğrenebiliyor, ve seçimlerimi kendim yaptığım için de sorumluluğunu hiç çekinmeden alabiliyorum. Bu oldukça güzel bir duygu işte.
Hocalarımın her birinin muhteşem olması da pastanın üzerindeki çikolata parçacıkları gibi.
Ufaktan bir 'bir yerlere gidiyorum ama, nereye?' duygusu hüküm sürüyor - kahkaha atmakla çok meşgul değilsem. Yaptığım şeylerin beni doğru yerlere getireceğini ummaktan başka bir şey yapamazmışım gibi geliyor. Kurduğum mantıkları, yaptığım şeyleri kendi kendime öyle güzel anlatıyorum ki, en doğrusu buymuş gibi geliyor. Sizlere anlatsam muhtemelen sizler de böyle düşünürsünüz.
Ama bazen bunun sadece benim ses tonumu ayarlamam ve doğru kelime seçimlerim ile ilgili bir ilüzyon olduğundan şüpheleniyorum.
Öyle değildir, değil mi?
Bütün bunların yanında kafamın bir köşesinde devamlı olarak farklı düşünceler dönüyor (yaratıcı fikirlerden - günlük trajedilere kadar her telden düşünce var) ve kendi kendine değişiyor, orada sanki bir başkası benim için düşünüyormuş gibi gelişmeye devam ediyorlar. Sonra ben gün içinde yakaladığım kısacık sakin anlarda bu düşüncelerin varlığını fark ediyor, bu sefer kafamın içinde meşgul oluyorum.
Tatilin eblekliği, beni niye terk ettin?
Bir önceki hafta ve bu hafta arasındaki dağlar kadar fark beni biraz korkutuyor. Günde 12 saat uyurken, 5 saati anca bulabiliyorum şimdi. Sürekli esneme halindeyim haliyle.
Ama çok çok çok mutluyum.
Sonunda gerçekten istediğim şeyleri öğrenebiliyor, ve seçimlerimi kendim yaptığım için de sorumluluğunu hiç çekinmeden alabiliyorum. Bu oldukça güzel bir duygu işte.
Hocalarımın her birinin muhteşem olması da pastanın üzerindeki çikolata parçacıkları gibi.
Ufaktan bir 'bir yerlere gidiyorum ama, nereye?' duygusu hüküm sürüyor - kahkaha atmakla çok meşgul değilsem. Yaptığım şeylerin beni doğru yerlere getireceğini ummaktan başka bir şey yapamazmışım gibi geliyor. Kurduğum mantıkları, yaptığım şeyleri kendi kendime öyle güzel anlatıyorum ki, en doğrusu buymuş gibi geliyor. Sizlere anlatsam muhtemelen sizler de böyle düşünürsünüz.
Ama bazen bunun sadece benim ses tonumu ayarlamam ve doğru kelime seçimlerim ile ilgili bir ilüzyon olduğundan şüpheleniyorum.
Öyle değildir, değil mi?
Bütün bunların yanında kafamın bir köşesinde devamlı olarak farklı düşünceler dönüyor (yaratıcı fikirlerden - günlük trajedilere kadar her telden düşünce var) ve kendi kendine değişiyor, orada sanki bir başkası benim için düşünüyormuş gibi gelişmeye devam ediyorlar. Sonra ben gün içinde yakaladığım kısacık sakin anlarda bu düşüncelerin varlığını fark ediyor, bu sefer kafamın içinde meşgul oluyorum.
Tatilin eblekliği, beni niye terk ettin?
8.9.11
Pazartesi
Hazır olsamda olmasamda Pazartesi başlıyor okul.
Sizleri bilmiyorum ama, şu tatiller bana asla yetmiyor.
Mungo Jerry "In The Summertime"
Powered by mp3ye.eu
Sizleri bilmiyorum ama, şu tatiller bana asla yetmiyor.
Mungo Jerry "In The Summertime"
Powered by mp3ye.eu
17.6.11
Başlangıç
Sonunun gelmesini bu kadar tutkuyla beklediğim bir süre olmamıştı.
Sonunda istediğim gibi bir hayata sahip olabileceğim gibi; birçoğumuzdan daha erken; ve bu iyi mi kötü mü ben de daha bilemiyorum.
Tüm alıştığımız kurallar yanlış olduğunu savunuyor; bense sanki çoktan bir yaşamı yaşamış ve bitirmiş bir insanın verdiği bilgelikle, bunun en doğrusu olduğunu düşünüyorum.
Herkes böyle yapmalıymış gibi geliyor bana.
Herkes kararlarını vermeli ve hedefleri doğrultusunda hayatlarını sürdürmeli.
Verdikleri kararların arkasında durmalı, azimle peşinde koşmalı falan filan.
Oysa ki bizim yaşlarımızda insanların paylaştığı bir özellik varsa o da kararsızlıkları. İşte bu yüzden çoğu zaman benzer çemberlerin içinde dönüp dolaşıyorken buluyoruz kendimizi.
Kendi kendimize karar veremediğimiz, kafamızı kaldırıp çevremize baktığımızda onların yörüngesine kapıldığımız için.
Hem kendi hem geleneğin etrafında dönmekte olan, ana-baba uydulu gençler.
Bu kesin kararları nasıl da oluyor verebiliyorum inanın ben de bilmiyorum.
Heralde kararsızlıktan bıkmış olmanın yarattığı bir yan etki. Sabırsız karakterimin bir ürünü.
Seneye günlerimin Shakespeare okuyarak, sanat tarihi tartışarak, yaratıcı otoportreler çizerek ve müziği öğrenerek geçeceğini bilmek beni inanılmaz derecede heyecanlandırıyor.
Sanki bütün hayallerim gerçek olabilirmiş gibi hissediyorum.
"Bir kitap yazacağım, ya da bir oyun" diyorum insanlara. "Umarım o gelip geçici heveslerimden biri değildir" diyorum sonra kendi kendime...
Değildir,
gibi geliyor şimdilik.
Hayatım burada bir yerde başlıyormuş gibi geliyor bana.
Ve hiç bu kadar heyecanlı olmamıştım!
"Lookin' back I see a kid who was just afraid.
Hungry and old before his time. "
Hungry and old before his time. "
-Ray Lamontagne
5.2.11
Kısa-Tatil-Sendromu
Hiçbir şey yapmak zorunda olmamanın verdiği rahatlık hakikaten başka.
Yapmam gereken en zor seçimlerin evdeki kanepeler, ya da izleyebileceğim filmler arasında olması kadar güzel bir mutluluk yok. Yerli yersiz aşermeler üzerine 3-4 saatlik Sims2 maratonu yapmak da serbest. Pazar günü yurtdışından döndüğüm için evde bir orduyu beslemeye yetecek kadar Duty Free'den alınmış çikolata da mevcut. Nescafe stokumuz da yerinde.
Üzüldüğüm tek şey, hiçbir şey yapmama duygusunun tam olarak ruhuma işlemesi ve beni yararlı şeyler yapmaya itmesi iki haftada olacakmış gibi gözükmüyor.
Yani "bir fırsat bulsam yapacağım!" dediğim şeyleri bu tatilde yapacağımı hiç sanmıyorum.
Birkaç şeyi daha erteliyorum ve ertelememem gereken şeyler için de -kısmen- telaşlanıyorum.
Tatil hakikaten güzel şey;
Ama kursağımızda kalacakmış gibi geliyor.
Şimdilik biraz daha m&m ve iyi seçilmiş bir film...
6.12.10
Radikal Kararlar
Durduğum yerden ileriye baktığımda, geleceğime dair hiçbir şeyi net göremiyorum.
Sanki üzerine dev bir sis çökmüş ve ne kadar uğraşsam da görüşümü düzeltemiyormuşum gibi.
Sadece bir önümdeki taşı görüyorum ve bu bastığım taşların beni doğru yere götüreceğine inanmak istiyorum.
Yarın sıradan bir kutunun içine, sıradan bir kağıdı bırakırken gözlerimi kapıyor olacağım, çünkü bu adımın doğru olup olmadığını görmeye cesaret bile edemiyorum.
İzlenecek yolların, atılması gereken adımların yok olduğu; çamur bir patikaya gireceğim yarın.
Gideceğim yolları önüme koyulmuş ve defalarca basılmış taşlar değil;
Ben seçeceğim.
Belki, bir gün bu duyguyu hatırlar ve üzerine bir şarkı yazarım...
29.10.10
Kırksekizsaat
Son iki gündür;
çok ıslandım,
çok ama çok üşüdüm,
neredeyse donuyordum,
soğukta daha da çok muhtaç olduğum kahveler içtim,
gerçekten değer verdiğim insanlarla vakit geçirdim,
hayatımdaki en güzel konserlerden bir tanesine gittim,
konserine gideceğim müzisyenin arka masamda yemek yemesini dinledim,
gelecek ile ilgili planlarıma yeni boyutlar kazandırdım,
güzel bir akşam geçirebilmek için çok fazla şeye ihtiyacım olmadığını öğrendim,
insanın dostları yanındayken daima evde olabileceğini fark ettim,
yarım yamalak uykularla inanılmaz dolu günler geçirdim,
aptal aptal notlara üzülüp aptal aptal notlara sevindim,
bunların bir önemi olmadığını kendime hatırlatmakta direttim,
o gerçekten değer verdiğim insanlarla çok eğlendim,
kendime unutulmaz anılar yarattım,
sıkı hayaller kurdum,
büyülendim,
mutlu oldum.
Ben bu iki günün başarılı geçtiğine inanıyorum.
Cuma'nın bu ilk saatlerinde "İyiki" ile başlayan cümlelerimin sebebi de bu işte...
20.10.10
Balık Olsam, Uyusam...
İşlerimi geciktirmek için bahaneler ararken balıklarımı uzun süredir izlemediğim aklıma geldi.
Akvaryumun dibinde öylece duruyorlarken, ışıklarını yaktım ve ışığı yakmamla birlikte akvaryumun en köşesine kaçmaları bir oldu.
Oldukça sade bir akvaryumum olduğunu belirtmemde fayda var sanırım, içinde çakıl taşları ve birkaç deniz kabuğundan başka hiçbir şey yok..
Muhtemelen de bu yüzden birbirlerinin arkasına saklanabilmek için en köşeye yerleşmek için kavga etmeye başladılar.
Uykularını böldüğümü anlamam biraz zaman aldı.
Işıklarını kapadığım halde, hala en köşede yan yana duruyorlar.
Balık olup aralarına giresim, orada öylece uyuyasım var...
29.9.10
Aranıyor...
Başladığım ve bitirmeye üşendiğim ödevleri bitirecek;
Yapmam gereken sunumlar için konu araştıracak;
Anlamadığım dersleri bana anlatacak;
Hazırlanmam gereken quizlere çalışacak;
Ve tabii bu quizlere beni de hazırlayacak;
Sabahları benim yerime uyanacak;
Kimi kimi bana masaj yapacak;
Biri aranıyor.
Lütfen bana bu blogdan ulaşın.
Nolursunuz.
27.9.10
Tembellik
Hani bazen içinizden hiç bir şey yapmak gelmez ya.
Masanızın başına oturmuş, boş boş etrafa bakarsınız.
Kafanızda yapmanız gereken şeylerin listesi döner durur.
Ama hiç bir hareket yoktur.
İşte öyle haller içindeyim...
***
Kendimi eski jazz-soul şarkılarına adamış durumdayım, orkestraya önermek üzre.
Şimdi şarkılardan bir kuple gelsin bari:
Now once, I was down hearted
Disappointment, was my closest friend
But then you, came and it soon departed
And you know he never
Showed his face again
Disappointment, was my closest friend
But then you, came and it soon departed
And you know he never
Showed his face again
- Jackie Wilson
14.9.10
00:31'ken
Okulun ilk günü.
İşim bu saatte ancak bitti.
Şimdi uyuyup, 5 buçuk saat kadar sonra uyanacağım.
"Neler oluyor hayatta?
Bir de şu rüya gerçek olsa, olsa.."
- Uğur Akdora
12.9.10
Yaz Biterken
Okulunu seven, hatta okuluna tapan bir insan olarak; okulumun açılmasına hiç hazır değilim.
Bu tatil nasıl geçti anlamadım.
Üç aylık zamanı geçirme şeklimden de hiç memnun değilim.
Şimdi yapmam gereken işlerle dolu post-it'lerim ve ayakta uyuma hallerim geri dönüyor.
Bence hayat öğlen uyanıldığında daha güzel...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)