Sayfalar

şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.12.12

Justified (?) Laziness

One of those times
I feel beyond crappy.
One of those times I question this foreign language
which belongs to everything familiar
to all the songs I love
all the songs I love to sing.
So it's no surprise to me when I feel the need to write
in this foreign language.

2.10.12

"Complicate to clarify"

The Story of the End of the Story
BY JAMES GALVIN
To keep from ending
The story does everything it can,
Careful not to overvalue
Perfection or undervalue
Perfect chance,
As I am careful not to do in telling.
By now a lot has happened:
Bridges under the water,
No time outs,
Sinewy voices from under the earth
Braiding and going straight up
In a faint line.
I modify to simplify,
Complicate to clarify.
If you want to know your faults, marry.
If you want to know your virtues, die.
Then the heroine,
Who resembles you in certain particulars,
Precipitates the suicide
Of the author, wretchedly obscure,
Of that slim but turgid volume,
By letting slip:
Real events don't have endings,
Only the stories about them do.

3.9.12

Cheeky grin on a blurry face

"Out here is a point where the oceans meet and that's part of Felipe now. It will complete everything."





Hiç tanımadığım ve tanımayacağım bir insanın yokluğunu hissetmeyi de öğrenmiş oldum.
İnsan gülen bir surat gördüğünde onun kaybolacağına inanmak istemiyor.

It's a mystery to us, how real the songs we sing can get.
How we narrate our lives with them,
And how they bring us to life and take us to our death.

29.5.12

Toz, duman, rüzgar.

Hiç düşünmüyor insan.
Düşünmemek kolay çünkü, öylesi daha rahat.
Düşünmediği sürece kırıyor insan.
Kırıyor, parçalıyor, ufalıyor toz ediyor.
Düşünmüyor pek.
Toz olan insan da düşünmüyor, küçük parçalarını alıp rüzgara atıyor kendini.
Başka bir yere bırakıyor.
Nereye gittiğini düşünmüyor pek.
Öylesi kolay çünkü, öylesi daha rahat.
Sonra düşünmeden parçalarını topluyor insan.
Yeniden kırılacağını düşünmeden.
Tozu, dumanı, rüzgarı düşünmeden.
Özür diliyor insan, düşünmeden.
Affediyor insan, düşünmeden.
Affediliyor.
Düşünmüyor pek.
Tozu, dumanı, rüzgarı.
Düşünmek acı veriyor zaten.
Düşündükçe fark ediyor insan,
Kırıkları ve çakma yapıştırıcıyı ve affedişleri
Affedilmişleri.
Tozu, dumanı, rüzgarı.
Düşünmemek gerek.
Öylesi kolay çünkü, öylesi daha rahat...

16.8.11

İlerde...

...nostalji ve
aslında kendisini arayan
bir gencin
şans eseri bulduğu
bir sahafta
tozlu bir ton paloroid, kartpostal, resmin arasından
-hepsine tek tek baktıktan sonra-
özenerek seçip
uzun uzun bakıp
bir şeyler anlamış
ya da bir şeylerin farkına varmış
ya da bir şeyleri hatırlamış gibi
kendi kendine
gülümsediği
ve bir iki bozukluk karşılığında alıp
en sevdiği kitabın
arasına koyduğu
o fotografta olmak isterdim...


Döndüğümde kim benimle Kadıköy'e geliyor?

22.5.11

Mektup #7

"Görmek isteyeceğim onca insan varken;
Seni görmekten böylesine korkuyorken;
Bu şehir öylesine büyük, öylesine kalabalık olduğu halde;
Son 365 günde
Seni düşünmediğim toplam 20 dakikanın
21.sinde
Mutlu olmaya çabalarken
Seni gördüm ya karşımda;
Ve gülüp, dalga geçip, hiç bir şeyin değişmediğini
Hatırlattın ya bana.
Vay vay vay vay
Vay benim halime..."

25.2.11

Sakız

Çiğnediğim sakızdan dev bir balon yapsam,
Pencereyi açsam,
Dışarıda kopan fırtınadan bir rüzgar
Beni çekip alsa
Bir süre savursa yıldızların arasında
Sonra güneşe doğru süzülsem usulca
Sıcak bir yerlere düşsem
Canım çok yanmasa
Uyuyakalsam
Uyandığımda gülümsüyor olsam
Hiç bilmediğim bir yerde,
Dilini konuşmadığım insanlarla
Yeniden başlasam her şeye
Geride kalanları unutsam.

10.2.11

XVII

XVII 
I do not love you as if you were salt-rose, or topaz,
or the arrow of carnations the fire shoots off.
I love you as certain dark things are to be loved,
in secret, between the shadow and the soul.

I love you as the plant that never blooms
but carries in itself the light of hidden flowers;
thanks to your love a certain solid fragrance,
risen from the earth, lives darkly in my body.

I love you without knowing how, or when, or from where.
I love you straightforwardly, without complexities or pride;
so I love you because I know no other way

than this: where I does not exist, nor you,
so close that your hand on my chest is my hand,
so close that your eyes close as I fall asleep.
 
Pablo Neruda 
***


Etkilendiğiniz insanların (sanatsal ya da farklı biçimlerde) kimlerden etkilendiklerini öğrenmek çok çok güzel bir his.
En güzeliyse -büyük olasılıkla- bu yeni tanıdığınız sanatçıdan (ya da kişiden) bir o kadar etkilenecek olmanız...

7.1.11

Yet

I care not.
I do care not.
I want to scream it out:
"I care not!"
So someone will hear.
So you will hear.
Not that I want you to hear
Not that I need anyone to hear
Not that I give a damn
Not that I care
Yet..

24.12.10

(şiir)

Bir kaç kelimeden sonra
Elin
Yorulduysa
Karakterler
Boşlukta kaldıysa
Bir konuşmanın ortasında
Belki
Kahvenin dumanı
Hiç havada asılı kalmaz ki
Ya rüzgar?
Hiç esmeden gittiğini gördün mü ki?
Kelimeler de
Öyle esmeli işte
Hani rüzgar gibi
Konuşmalar yarıda kalmaz
Belki
Kahve soğumaz
El
Yorulmaz
Belki
Kelimeler,
kağıda dokunduğunda.

12.8.10

"Biz dün ne yapmıştık şimdi?"

Denizin ortasında
Uyanmak ne güzel
Gençkız dergilerinde
Benliğimizi aramak gibi
Ve zencefilli kurabiye
Ya da bi film belki,
Belki iki,
Üç..
Hele de uğruna
Salon baştan yaratıldıysa
El yordamıyla
Vantilatör bile kurulmuş
Gülmek ne güzel
Denizin ortasında
Çay eşliğinde sohbet
Belki de duygular,
Defterden okununca daha tatlı

6.7.10

Talihsiz Serüvenler Dizisi

Bugün başıma gelen talihsizliklerin bir listesi (liste dün geceden başlıyor):
  • iPod'umun şarjı bitti ve bir daha da açılmadı.
  • Sabah uyanamadım bu yüzden kahvaltımı ederken bir yandan giyiniyordum
  • Bahsettiğim Botero müzesini gezmek için Pera Müzesine gittik, ve kapıdan geri döndük: neymiş? Pazartesi günleri Pera Müzesi kapalıymış
  • Atlas Pasajını ararken kaybolduk (?)
  • Bir iki T-Shirt için kazıklandık
  • Body Worlds'ün yerini bulana kadar güneş altında eridik
  • Çocuk kategorisine giriyormuşuz meğer, öğrenci bileti alıp bir de ona kazıklandık
  • İşimiz uzun sürdü, müzeden biraz geç çıktık ve adam gibi hiç bi film bulamadık
  • Çok da bayılmadığımız bir filme yetişebilmek için koşturduk ama gittiğimizde "seansın iptal olduğunu" söylediler
  • Çocuk filmine girdik
  • Film arasında bi arkadaşıma mesaj atarken telefonum kitlendi
  • Film düşündüğümüzden erken bitti ve Dream'in gitmesi gerekti: Telefonsuz ve saatsiz ortada kaldım
  • Ve günümün highlight'ı: En sevdiğim kahveyi elime almıştım ki iki adım sonra ayağım kaydı ve yere serildim
Şimdi de şu listeye bi bakalım:
  • İnanılmaz güzel bir film izledim (Whatever Works)
  • İlk defa otobüse zamanında yetiştim; ve oturabildim bile
  • Tam zamanında vardım
  • Robinson Crusoe'da gezicek vakit bulduk: Edgar Ellen Poe'nun toplama bir şiir kitabını aldım; başka bir kırtasiyeden iki harika kart aldım koleksiyonuma eklemek üzere
  • Harika bir Rolling Stones t-shirt'üm oldu!
  • Yeni bir yemek yeri öğrendim
  • Body Worlds denen o akıl almaz sergiye (ya da artık o ne ise) gidebildim ve sindire sindire heryeri gezdim
  • Toy Story 3'ü izledim ve İspanyol Buzz Lightyear'ı deneyimledim
  • Normalde self-servis olan bir mekanda en sevdiğim kahve önüme servis edildi, ilgilenildim
  • Gün boyu yürümüş olmanın rahatlığı ile en sevdiğim şekerlerden yedim
  • Ve günümün gerçek highlight'ı: Dream'le harika bir gün geçirdim!


***

Şu klişeleşmiş dolu bardak, boş bardak, bardaktan boşanırcasına yağmak muhabbetlerine hiç girmeyeceğim.

Sadece günümün bu kadar artı ve eksilerle dolu olması beni şaşırttı.
Evren kendi kendine bir mesaj vermeye çalışıyormuş gibiydi.

Ben günün sonunda kendimi o kahvenin ortasında, halıyla burun buruna bulduğumda hala gülebiliyordum.
İnanın sebebini bilmiyorum.
Sebebi çok da önemli değildir heralde.

Sadece "iyimser olmak böyle bir şey olmalı," diye düşündüm ayağa kalktığımda.
Ve gerçekten güzel bir histi.

27.6.10

Bilmediği Şiir

olmayan sokaklarda
bilmediğimiz kafelere oturup
tanımadığımız öykülerden bahsetmek
bundan bir ay dolusu uzak.

ağustosun kaçında
çeşmeye gideceğimi
halen bilmiyorum.

Ördek

7.6.10

Bu Yaz

"Ben, bu yaz serin geçer sanmıştım.
Uzun zamandır konuşmayı unutmak, hiç bir şeyi bilmemek, yalnızca, evet yalnızca gece yarısı edilebilecek bir telefonla uyanıp, eski, çok eski bir arkadaşın sesini duymak istemiştim.
Galiba, en büyük hatalarımdan biriydi bu.
Ses ne kadarını anlatabilir ki bir insanın: görmeden, dokunamadan, ansızın kapatarak avucunu, bir kelebeği orda hapsetmek gibi bir şey olmalı.
Oysa ağrılı yaralarım, ‘janti’ taklalarım, hububata dönüşmüş yanlarım vardı.
Oysa ben, bu yaz serin geçer ve sessiz kalmayı tercih ederek, evimde, odamda, fallar açarım, belki biraz müzik dinler, ağlarım diye ummuştum."

Küçük İskender

23.4.10

Yazmışım bir ara..

These roads are made out of city lights
They can easily fall apart
And you can't piece them back together
'Cause each stone will turn into dust

6.3.10

Maths and English

The Examination

you set the first question
you said
how much are you involved
with me?
and I
not being very good
at maths
said I didn’t know.
I set the second question
I said
how do you measure
an emotion?
and you
not being very good
at English
smiled at me.

Steve Turner

Mulberry

To Dorothy

You are not beautiful, exactly.
You are beautiful, inexactly.
You let a weed grow by the mulberry
and a mulberry grow by the house.
So close, in the personal quiet
of a windy night, it brushes the wall
and sweeps away the day till we sleep.

A child said it, and it seemed true:
"Things that are lost are all equal."
But it isn't true. If I lost you,
the air wouldn't move, nor the tree grow.
Someone would pull the weed, my flower.
The quiet wouldn't be yours. If I lost you,
I'd have to ask the grass to let me sleep.

Marvin Bell

14.2.10

The Tired Poem

Tickings of the clocks
Tired paintings on the walls
Time is too fast to catch
For I'm tired too

1.2.10

The Winter Poem

Beneath me lies the cold,
The pure and the white
Beneath me lies an angel
Wings spread under my arms
There’s nothing to see above
Just the deep grey,
Shedding its last grieves
I watch them fall upon me
Cover me, hide me
I listen to the silenced day
Hear a car passing from far away
A mother scolding her child
A daughter pleading to stay
I squeeze my frozen hands
To feel the soft flakes heal me
Heal my burning life
I still don’t want to believe
Next winter, I’ll be gone.

pipe dreams