Biraz her şey, biraz hiç bir şey... Mutlaka bir yerlerde bir kahve kokusu, sakin bir melodinin tatlı duygusu...
21.1.14
And where do we get air?
"Hey Daddy!
What that dere?
WHAT. THAT. DERE?"
and
"Can I have that big elephant over there?"
-Oscar Brown Jr.
1.6.12
Mektup #8
Ama bu, bu kadar kolay olmamalıydı.
Tamamen senin suçun olan yokluğunun hayatımızda, bir iki kelimeyle örülemeyecek bir yarık açtığını sen de biliyor olmalısın. Sana bunu ben söylememeliyim. Biliyor olmalısın.
Ve bu yüzden sakın sana karşı uzak davrandığımda bana olgun olmadığımı söyleme hatasına kapılma.
Çünkü gerçekten uzağız.
Aramızda dev bir boşluk ve üzerinde yürümemiz için ortaya attığın iki tane zavallı kelime var."
4.12.11
8.10.11
Bugün bebek sevdim.
1.5.11
İki gün, 17 sene önce.
Cinderella'yı izledikten sonra iyi olmaya karar veren;
Başakalarıyla çikolata yerken, kendisininki en sona kalsın diye ufak ufak yiyen;
Kendi kendine "ileride bulup okurum ve gülerim" diye notlar yazan;
Arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde, bir birine benzeyen ama her seferinde yeniden yazdığı hikayeler anlatan;
Sadece elini yıkamak için bile gitse, tuvalete girdiği anda şarkı söylemeye başlayan;
Kulaklıkla müzik dinlediğinde, kendi sesini duyabilmek için bağıra çağıra şarkılara eşlik eden;
İnsanları sevmemek için düşünse bile sebep bulamayan;
Arkadaşlıkların sonsuz, sevginin asla tükenemeyecek olduğunu düşünen;
Mükemmelin olmadığına inanmayan kız çocuğu,
İki gün,
17 sene önce,
Seninle beraber doğduk.
Sen bu süre içerisinde, bir gün, bir yerlerde kayboldun.
Seni bir daha hiç görmedim.
Geriye, gördüğüm en güzel bir kaç gülümsemeyi bıraktın,
17'ye 13 çerçevelerin içinde.
Geriye, beni bıraktın,
seni kendime hatırlatmam için.
Her neredeysen, doğum günün kutlu olsun. Umarım bir yerlerde birileri sana güzel bir pasta hazırlamıştır, ve mumları üflemeden önce güzel bir dilek tutmuşsundur.
11.3.11
6.1.11
My-Oldself
8.12.10
Geçmişteki
28.9.10
Sakız
26.7.10
"Ben o çocuktan bitane istiyorum!"
Hayatımda gördüğüm en sempatik iki erkek çocuk.
"Müziği sevdiniz mi?" dedim.
Bir süre yüzüme öylece baktılar, yüzlerinde komik bir gülümseme vardı.
"Boşverin, ben de pek sevmedim." dedim.
Büyük olan "Hayır, ben sevdim!" dedi ve tam o sırada grup yeni şarkıyı çalmaya başladı. Müziği duydukları gibi koltukların üzerinde zıplamaya ve dans etmeye başladılar.
Sonra baktılar ben gidiyorum, benim yanıma gelip dans etmeye başladılar.
Şarkı bittiğinde tekrar koltuklara çöktüler ve suratlarındaki o komik gülümseme hala duruyordu.
Konser bittiğindeyse eve götürmek üzere babaları geldi.
Küçüğü kucağına aldı, büyüğünde elini boştaki eliyle tuttu ve beraber yürümeye başladılar.
Heralde hiç bu kadar iki erkek çocuğum olsun istememişimdir.. :)
(Kuşburnu'na ithafen)
6.7.10
12.6.10
Oh baby sing, sing... (Travis)
Küçükken bir arkadaşım korktuğunda şarkı söylediğini ve bunun kendisini kötülüklerden koruduğunu söylemişti.
Ve biz de o yaz gecelerinden birinde, bir evden diğer eve koştururken, kendimizi karanlıktan, yabancılardan ve kurbağalardan korumak için şarkı söylemiştik.
8.5.10
Inside Her Shoes
Hani bazen hayatınızı sanki başka birisi yaşıyormuş da siz de uzaktan izliyormuşsunuz gibi hissedersiniz ya; ben işte bir süredir öyle hissediyorum.
Ve bu his uzun süredir ortalıkta olduğu için, izlemekte olduğum hayatın bana ait olduğundan şüpheleniyorum bazen.
Zaten eğer insan kendine "Ben olsam ne yapardım?" diye soruyorsa, bu işte bir iş var demektir.
Yaptığım seçimler, söylediğim sözler, düşündüklerim...
Bu kadar sık değişiyor olmaları doğru mu?
Ufak çaplı bir Benjamin Button hikayesine benziyor hayatım.
Sizi temin ederim ki, bundan bir kaç sene önce çok daha aklı başında, yaptıklarının bilincinde ve sorumluluk sahibi bir insandım. Çok daha sabırlı ve anlayışlıydım.
Kimsenin -kendim de dahil- mükemmel olmadığını biliyordum ve bu beni biraz bile rahatsız etmiyordu.
Ben ne zaman bu fikri sesli söyledim; ve ne zaman bu fikir beni bu kadar mutsuz etti, işte bunu hatırlamıyorum.
Ne istediğini bilen, ne istediğini bildiğini sanan ve ne istediğini bilmeyen bu üç kişilik arasındaki gelgitlerim sırasında iyi bir dalgaya kapılıp çok uzaklara gittiğim kesin.
Şimdi içine hapsolduğum bu bedeni, kafası inanılmaz derecede karışmış birisi yönetiyor, ve her adımında telaşlı bir yüz ifadesiyle bana bakıyor. Bense, o kadar uzaktayım ki; ona akıl vermem neredeyse imkansız bir hal alıyor.
Tabii, verebilecek bir akla sahip olsaydım...
"Oh naïve little me
Asking what things you have seen
You're vulnerable in your head
You'll scream and you'll wail till you're dead"
- Laura Marling
3.4.10
Çocuktuk
Hayat bizden oluşuyordu.
Küçük bir sınıftan.
Mahalledeki futbol takımından.
Evcilik oyunlarından, saklambaçtan...
Kimse hiç bir şeyi "ima" etmezdi. Kafamızda ne varsa söylerdik. Hiç, hiç çekinmezdik. Bir birimizi kırmaktan da pek korktuğumuz söylenemezdi. Çünkü özür dilerdik.
Küçücüktük; ve dünya kocamandı.
Ama bize aitti.
Her şey, bize ait.
El ele tutuşurduk, biz.
Herşeyden ve herkesten güçlüydük, biz.
Sadece bunu çok özledim.
Biz.
"Back in the kingdom, we were kings and queens and
Oh, so strong
That God himself could not contain us"
-Josiah Leming
15.1.10
Hafif Müzik
Bir kaç ay sonraki doğum günüm için o en yakın arkadaşlarımdan bir tanesi Kadıköy'deki müzik marketleri gezip eski bir albümünü bulmuştu. O sene aldığım en güzel hediyeydi şüphesiz.
Şans eseri, aynı sene gittiğimiz okul gezisinde rehberimiz olan adam grubun sıkı bir hayranı çıkmıştı. O çekilmez, saatler süren otobüs yolculuklarından bir tanesini grubun albümlerini ve şarkılarını konuşarak geçirmiştik.
O sıralarda aldığım en güzel iltifat bir erkek arkadaşıma ("erkek kardeşim" desem daha yerinde olur herhalde ama..) aitti:
"Bence sen Deniz Özbey gibi olacaksın..."
(Deniz Özbay gurubun melek sesli, şirin solisti oluyor.)
Yaptıkları müziği ve yazdıkları sözleri çok sevdiğim bir grup Vega.
Ve benim için gerçekten çok güzel şeyler ifade ediyor.
Çok güzel anıları oldu hep.
"Hafif müzik dinleyelim mi bu akşam
Ki yarın hafifmeşrep olalım
Ki yarın kolay olsun..."
-Vega
4.1.10
"Bir kar tanesi ol.." (Teoman)
31.12.09
To Build a Home
Kendimi ne zaman burada bulacağımı merak ediyordum, meğersem bugünmüş...
Sonunda kaçabileceğim, düşünebileceğim ve kafama estikçe saçmalayabileceğim bir yer.
Biraz kahve kokan, içinden sıcacık melodiler taşan bir blog..
Biraz "ben" olacağı kesin, ama umudum biraz da "siz" olması...
"This is a place where I don't feel alone,
This is a place where I call home.."
Blog'un başlığına gelince:
Söz aslında: "And now it's time to leave and turn to dust"
"To Build a Home" - The Cinematic Orchestra'ya ait.
Muhtemelen daha çok duyacaksınız sözlerinden alıntıları, çünkü her dinlediğimde biraz daha kayboluyorum sözlerinde.
Eğer müziği çoktan beni alıp götürmemişse tabii...
Çünkü o çok nadir bulunan, mükemmel şarkılardan bir tanesi..
Kalp atışlarınız piyanoya teslim olurken, solistin sesi kulaklarınızdan içeri doluyor ve ruhunuza işliyor.. Tüm bunlar sizi yavaşça bir bulutun üzerine çıkarırken, hiç fark ettirmeden işin içine yaylılar giriyor.. Solistin sesi yavaşça güçleniyor ve müzik yükselirken; uzun süredir sakladığınız bütün duygular kalbinizden, ruhunuzdan taşıyor...
...Ve tekrar o sakin melodi... Yanınızda. Saçlarınızı okşuyor...
"Hepsi geçti..
Hepsi geçti..."
***
"Before it's time to leave and turn to dust.."
Küçüklüğümden kalan şeker kokulu anıların yanında, kendi hakkımda çok iyi hatırladığım bir şey varsa ölümden korkuyor olmamdı. Ufacık bir çocukken ölümün ne olduğunu bile bildiğimi sanmıyorum; sanırım sadece yok olup gitmek istemiyordum.
Hala da istemiyorum.
Ama fazla bir seçeneğimiz de yok zaten...