Biraz her şey, biraz hiç bir şey... Mutlaka bir yerlerde bir kahve kokusu, sakin bir melodinin tatlı duygusu...
sendrom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sendrom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8.5.14
What to do when you can't sleep
Azıcık kaldı azıcık azıcık azıcık.
Azıcık zaman, azıcık yapacak şey, azıcık halledilecekler listesi.
Ne kadar çok şey geldi ve geçti.
İnanılır gibi değil.
21.4.14
Konfüzyon
Sıkça daha çok yazmam gerektiğini düşünüp sıkça bu düşünceyi uygulamaya sokamıyorum.
Bazı günler beş gün sonrasının ödevini yaparken, bazı günler saat sabah ikiyi de bulsa önümdeki günün ödevine başlamıyorum.
Neredeyse her gün, bir sonraki günden itibaren hayatımda yapmam gereken yeni değişikliklere karar veriyorum. Neredeyse her gün bir önceki günün değişim sözünü unutuyorum.
Aşırı tembelim.
Öyle böyle değil.
Ama aynı zamanda çok çalışıyorum.
Kendimden beklentilerim çok yüksek.
Aynı zamanda önceliklerimden çok kolay fedakarlık edebiliyorum.
İnsanın sürekli olarak insan olması çok fena.
Bir "sim" olmak istiyorum.
Kontrol panelinden kendimi seçip, etrafımdaki eşyalara tıklamak, ne bileyim kendime zorla spor yaptırtmak veya ödev bitirtmek istiyorum.
Ama hayır.
Çok sabırsız ve çok tembel bir "ben"le çok sabırsız ve çok tembel bir ben uğraşmak durumunda.
All shades, hues, we're all blues...
Bazı günler beş gün sonrasının ödevini yaparken, bazı günler saat sabah ikiyi de bulsa önümdeki günün ödevine başlamıyorum.
Neredeyse her gün, bir sonraki günden itibaren hayatımda yapmam gereken yeni değişikliklere karar veriyorum. Neredeyse her gün bir önceki günün değişim sözünü unutuyorum.
Aşırı tembelim.
Öyle böyle değil.
Ama aynı zamanda çok çalışıyorum.
Kendimden beklentilerim çok yüksek.
Aynı zamanda önceliklerimden çok kolay fedakarlık edebiliyorum.
İnsanın sürekli olarak insan olması çok fena.
Bir "sim" olmak istiyorum.
Kontrol panelinden kendimi seçip, etrafımdaki eşyalara tıklamak, ne bileyim kendime zorla spor yaptırtmak veya ödev bitirtmek istiyorum.
Ama hayır.
Çok sabırsız ve çok tembel bir "ben"le çok sabırsız ve çok tembel bir ben uğraşmak durumunda.
All shades, hues, we're all blues...
28.3.14
3/4
8'de sabah kahvaltısı, 5'te öğle yemeği, 11'de akşam yemeği. İşte hayat bu.
Mu?
Tatil de, buradaki ilk senemde neredeyse bitmek üzere.
İnanılır gibi değil.
Oysaki yeni başlamıştık.
Daha yeni alışmıştık.
Dün ilk defa krep yapmıştım.
Üstelik güzel olmuştu.
Acayip hızlı geçiyor zaman önünü alamıyoruz.
Bundan tam 1 ay ve 1 gün sonra ben de artık sıradan bir insan olacağım.
Yaptığım ve yapacağım her şey o heyecanından, parlaklığından bir şeyler kaybedecek.
Sıradışı veya özel olmak yerine "gerekli" olacak her şey.
"Yetersiz" olacak.
"Eee?" diyeceksiniz "sonra?"
Ben de öyle bööön bööön bakacağım.
Ne bileyim ben.
O önünde her hayalini incik cincik dizmiş kız gitmiş olacak içimden.
Her şeyden korkan, her şeyi sorgulayan bir ben kalacağım.
Öyle otururuz artık kendi kendimize.
Mu?
Tatil de, buradaki ilk senemde neredeyse bitmek üzere.
İnanılır gibi değil.
Oysaki yeni başlamıştık.
Daha yeni alışmıştık.
Dün ilk defa krep yapmıştım.
Üstelik güzel olmuştu.
Acayip hızlı geçiyor zaman önünü alamıyoruz.
Bundan tam 1 ay ve 1 gün sonra ben de artık sıradan bir insan olacağım.
Yaptığım ve yapacağım her şey o heyecanından, parlaklığından bir şeyler kaybedecek.
Sıradışı veya özel olmak yerine "gerekli" olacak her şey.
"Yetersiz" olacak.
"Eee?" diyeceksiniz "sonra?"
Ben de öyle bööön bööön bakacağım.
Ne bileyim ben.
O önünde her hayalini incik cincik dizmiş kız gitmiş olacak içimden.
Her şeyden korkan, her şeyi sorgulayan bir ben kalacağım.
Öyle otururuz artık kendi kendimize.
24.9.13
(How I feel) Here
I've tried but I couldn't find any warning of you dear
Bitmeyen yenilikler silsilesinin içinde insan gerçekten çok kolayca kaybolur.
It's hard to make out any sense of how I feel here
Alışveriş listelerinden, ödev listelerine; terim post-itlerinden, buluşma post-itlerine; yıkanacak bulaşıktan, yıkanacak çamaşıra; transpoze edilecek parçadan, kurulacak yedililere koştururken insan nerede olduğunu unutur.
All I know, is that my days go on and on without you here,
without you here
Ta ki oda arkadaşınız yan masanızda ağlamaya başlayana kadar.
My days go on and on without you here,
without you here
Siz kulaklıklarınızın altında "chord progression"larınızla uğraşırken durumu kurtarmak için geç kalmışsınızdır bile.
I beg your pardon, love
But you've interrupted me
Yemekhanelerden plastik çatal-bıçak, kahve dükkanlarından şeker cepleyerek hayatınızı sürdürme çabalarınızın anlamsızlığı, işte o sırada ortaya çıkar.
And the sad song that's played
Like a drum inside of me
Daha yeni başladık.
Daha beş hafta oldu.
Daha yeni, yeni bir derse başladım.
Daha ilk sınavıma girmedim.
Daha ilk sevgilimle tanışmadım.
Daha yeni başladık.
My, my what a fool am I, for allowing this to be
But this fool cannot ignore the light when he sees you
İnsan gerçekten çok kolayca kaybolabiliyor.
And my days go on and on without you here
without you here
Ta ki kendisi gibi kaybolmuş birisi, kaybolduğunu fark edene kadar, kaybolduğunu bile fark etmeden üstelik.
And my days go on and on without you here
without you here
Uzaktayız. Tek bir noktadan değil, birkaç noktadan uzaktayız.
And my days go on and on without you here
without you here
Bu noktalar başlangıç noktaları bile değil üstelik.
Kendi yerçekimleriyle kalplerimizi çekiştiren gezegenler gibi.
And my days go on and on without you here
without you
Boşlukta, kocaman, pasparlak, ama uzakta gezegenler.
Here..
Bizler de kendi küçük gezegenimizde gibi.
Without you here
Çayı özlemedim mesela.
Without you here
Ama kahvaltıyı özledim, beraber çıkılan, babamın iki kaşıktan fazla reçel yediğinde annemin sinirlendiği türden kahvaltıyı.
Without you here
(Greg Laswell)
Bitmeyen yenilikler silsilesinin içinde insan gerçekten çok kolayca kaybolur.
It's hard to make out any sense of how I feel here
Alışveriş listelerinden, ödev listelerine; terim post-itlerinden, buluşma post-itlerine; yıkanacak bulaşıktan, yıkanacak çamaşıra; transpoze edilecek parçadan, kurulacak yedililere koştururken insan nerede olduğunu unutur.
All I know, is that my days go on and on without you here,
without you here
Ta ki oda arkadaşınız yan masanızda ağlamaya başlayana kadar.
My days go on and on without you here,
without you here
Siz kulaklıklarınızın altında "chord progression"larınızla uğraşırken durumu kurtarmak için geç kalmışsınızdır bile.
I beg your pardon, love
But you've interrupted me
Yemekhanelerden plastik çatal-bıçak, kahve dükkanlarından şeker cepleyerek hayatınızı sürdürme çabalarınızın anlamsızlığı, işte o sırada ortaya çıkar.
And the sad song that's played
Like a drum inside of me
Daha yeni başladık.
Daha beş hafta oldu.
Daha yeni, yeni bir derse başladım.
Daha ilk sınavıma girmedim.
Daha ilk sevgilimle tanışmadım.
Daha yeni başladık.
My, my what a fool am I, for allowing this to be
But this fool cannot ignore the light when he sees you
İnsan gerçekten çok kolayca kaybolabiliyor.
And my days go on and on without you here
without you here
Ta ki kendisi gibi kaybolmuş birisi, kaybolduğunu fark edene kadar, kaybolduğunu bile fark etmeden üstelik.
And my days go on and on without you here
without you here
Uzaktayız. Tek bir noktadan değil, birkaç noktadan uzaktayız.
And my days go on and on without you here
without you here
Bu noktalar başlangıç noktaları bile değil üstelik.
Kendi yerçekimleriyle kalplerimizi çekiştiren gezegenler gibi.
And my days go on and on without you here
without you
Boşlukta, kocaman, pasparlak, ama uzakta gezegenler.
Here..
Bizler de kendi küçük gezegenimizde gibi.
Without you here
Çayı özlemedim mesela.
Without you here
Ama kahvaltıyı özledim, beraber çıkılan, babamın iki kaşıktan fazla reçel yediğinde annemin sinirlendiği türden kahvaltıyı.
Without you here
(Greg Laswell)
8.9.13
27.3.13
Indefinitely (Travis)
Everyday in every way I'm falling
Klasik bir günün 6 saatini uyuyarak, 16 saatini gülümseyerek geçiren birisi olarak, günün kalan o 2 saatinde kendimi varoluşsal bir boşluğun içinde buluyorum.
İnsan sanki daima çürüyen bir varlık. Sankisi de yok ya bu işin. Yaşamaya başladığı andan tek bir sona doğru "ilerleyen" bir varlık.
Buna ilerlemek denirse.
Shine a light on me so that everyone can see,
That I want to stay here, indefinitely
Üstelik ben böyle de değilim.
Böyle düşünmek de istemiyorum.
Nasıl düşünmem gerektiği, nasıl mutlu olacağıma, nasıl umutlu olacağıma dair herşeyi biliyorum.
Fakat bilmek yetmiyor - bir çeşit bilgisayar virüsü gibi adeta "insan" olmak.
Ne kadar çabalarsan çabala içindeki hisler curcunasını durduramıyorsun.
Beklentinin aksi yönünde gerçekleşen şeyler seni üzüyor, beklentinin doğrultusunda olanların seni neşelendirdiği gibi.
"Zaten bekliyordum" diyebilmek, o güzel anlarda içinde zıplayan çocuğu durdurmadığı gibi; kötü gelişen durumlarda da kalbini bir arada tutamıyor.
Time exists just on your wrists, so don't panic.
Oysa ne kolay olurdu, o "herşeyin yolunda olduğu" ana atlayabilmek.
Şu kısa gelecekte başına gelenleri kabul ettiğin ve huzura kavuştuğun o ana, aradaki ızdırabı ve hayalkırıklığını hiç yaşamadan atlayabilmek.
Moments last, and life times are lost in a day.
Hayat ne tatlı olurdu öyle.
So wind your watches down please, cause there is no time to lose
Ne bu hissiyatı değiştirebiliyor insan, ne de o sırada kaybettiği zamanı geri alabiliyor.
Bugün beni kanepenin tepesinde asık bir suratla bırakan bir kararın yaptığı gibi.
Oysa okunacak kitaplar, izlenecek filmler vardı.
And I'm going to stay here, indefinitely
Neyseki çabuk iyileşen bir ruha sahibim.
Ailemizde süregelen "sabah uyandığımızda hiçbir şey olmamış gibi davranma" geleneğinin bir sonucu bu.
Aile ilişkilerini zorlaştırsa da, sabahları kolaylaştıyor ne diyeyim.
And I want to stay here, so just let me be...
Sabah daha iyi hissetmek üzere...
Klasik bir günün 6 saatini uyuyarak, 16 saatini gülümseyerek geçiren birisi olarak, günün kalan o 2 saatinde kendimi varoluşsal bir boşluğun içinde buluyorum.
İnsan sanki daima çürüyen bir varlık. Sankisi de yok ya bu işin. Yaşamaya başladığı andan tek bir sona doğru "ilerleyen" bir varlık.
Buna ilerlemek denirse.
Shine a light on me so that everyone can see,
That I want to stay here, indefinitely
Üstelik ben böyle de değilim.
Böyle düşünmek de istemiyorum.
Nasıl düşünmem gerektiği, nasıl mutlu olacağıma, nasıl umutlu olacağıma dair herşeyi biliyorum.
Fakat bilmek yetmiyor - bir çeşit bilgisayar virüsü gibi adeta "insan" olmak.
Ne kadar çabalarsan çabala içindeki hisler curcunasını durduramıyorsun.
Beklentinin aksi yönünde gerçekleşen şeyler seni üzüyor, beklentinin doğrultusunda olanların seni neşelendirdiği gibi.
"Zaten bekliyordum" diyebilmek, o güzel anlarda içinde zıplayan çocuğu durdurmadığı gibi; kötü gelişen durumlarda da kalbini bir arada tutamıyor.
Time exists just on your wrists, so don't panic.
Oysa ne kolay olurdu, o "herşeyin yolunda olduğu" ana atlayabilmek.
Şu kısa gelecekte başına gelenleri kabul ettiğin ve huzura kavuştuğun o ana, aradaki ızdırabı ve hayalkırıklığını hiç yaşamadan atlayabilmek.
Moments last, and life times are lost in a day.
Hayat ne tatlı olurdu öyle.
So wind your watches down please, cause there is no time to lose
Ne bu hissiyatı değiştirebiliyor insan, ne de o sırada kaybettiği zamanı geri alabiliyor.
Bugün beni kanepenin tepesinde asık bir suratla bırakan bir kararın yaptığı gibi.
Oysa okunacak kitaplar, izlenecek filmler vardı.
And I'm going to stay here, indefinitely
Neyseki çabuk iyileşen bir ruha sahibim.
Ailemizde süregelen "sabah uyandığımızda hiçbir şey olmamış gibi davranma" geleneğinin bir sonucu bu.
Aile ilişkilerini zorlaştırsa da, sabahları kolaylaştıyor ne diyeyim.
And I want to stay here, so just let me be...
Sabah daha iyi hissetmek üzere...
18.11.12
gave up
Hani bir şeyler yapmak istersin, çok istersin ve aslında kafanda da pek mümkündür
ama yine de yapmazsın ya.
Öyle bir şeyler.
28.10.12
Var da Var Sendromu
Herşeyi son dakikaya bırakan bünyem, kahveye de tepki vermeyi bırakınca inceden bir ürperti içimi sarmadı değil.
Ufacık bir ev kedisine dönüşmek için çok geç diyorlar.
Düğün düğün dolaşıp yeni çifte atılan paraları toplayasım var.
Beni okutun yazan tişörtler giyesim var.
Şiir yazasım,
Şarkı yazasım,
Kitap yazasım var. Şunları yazmaktansa.
Film izleyesim, dizi izleyesim var.
Konsere gidesim var.
Uyuyasım var çok fena. Kahveyi sütlü içmeyi bırakmam mı gerekiyor?
Bugün geriye dönüp baktığımda geçtiğimiz senelerin yıkımları veya büyüleri ufacık gözüküyor.
Oran orantı yaptığımda bundan 20 sene sonra şu an çoktan unutulmuş; bu anın getirileri yalnızca bir deneyim olmuş bitmiş olacak.
Defterin üç beş sayfası - blogun bir iki iletisi için bu panik çok değil mi? diye düşündürüyor insanı.
Benimkisi iyinin kötünün savaşı değil de, bilmiyor olmanın verdiği bıkkınlık. Yetti bu kadar gizem gibi.
Haksız da değilim hani.
Ben ki başladığım kitabın son sayfasını okuyan bir Indefinitely'yim; bence şu birkaç aylık çilenin sonunu da bilmeye hakkım var? Ne dersiniz?
Kulaklığı takıp, müziği açıp, gözümü kapadığımda sanki hiçbir şey yokmuş gibi oluyor.
"I'm not sure if I belong here, my my..."
- Yes Sir Boss
Ufacık bir ev kedisine dönüşmek için çok geç diyorlar.
Düğün düğün dolaşıp yeni çifte atılan paraları toplayasım var.
Beni okutun yazan tişörtler giyesim var.
Şiir yazasım,
Şarkı yazasım,
Kitap yazasım var. Şunları yazmaktansa.
Film izleyesim, dizi izleyesim var.
Konsere gidesim var.
Uyuyasım var çok fena. Kahveyi sütlü içmeyi bırakmam mı gerekiyor?
Bugün geriye dönüp baktığımda geçtiğimiz senelerin yıkımları veya büyüleri ufacık gözüküyor.
Oran orantı yaptığımda bundan 20 sene sonra şu an çoktan unutulmuş; bu anın getirileri yalnızca bir deneyim olmuş bitmiş olacak.
Defterin üç beş sayfası - blogun bir iki iletisi için bu panik çok değil mi? diye düşündürüyor insanı.
Benimkisi iyinin kötünün savaşı değil de, bilmiyor olmanın verdiği bıkkınlık. Yetti bu kadar gizem gibi.
Haksız da değilim hani.
Ben ki başladığım kitabın son sayfasını okuyan bir Indefinitely'yim; bence şu birkaç aylık çilenin sonunu da bilmeye hakkım var? Ne dersiniz?
Kulaklığı takıp, müziği açıp, gözümü kapadığımda sanki hiçbir şey yokmuş gibi oluyor.
"I'm not sure if I belong here, my my..."
- Yes Sir Boss
19.10.12
Bung bung bung bung bung bung
Öyle bir yerdeyim ki;
"Gerçekten istersin" felsefesiyle çok çok isteyip kocaman hayaller mi kursam;
Yoksa "Çok düşünürsem 'jinx' edeceğim" veya "Çok istersem ve olmazsa çok üzüleceğim" felsefelerinden birini seçip istediğim şeyleri çok düşünmesem mi
karar veremiyorum.
Bunu söylediğimde "Dalga mı geçiyorsun?" dedi Miles.
Hiç dalga geçmiyorum. Hakikaten böyle saçma bir hallerdeyim.
Uyuyup uyansam birileri benim için yapmam gereken herşeyi yapsa ve olsa istiyorum.
Ya da mesela zaman ben işlerimi bitirene kadar dursa?
"Please turn on your magic beam,
Mr. Sandman bring me a dream"
- The Chordettes
"Gerçekten istersin" felsefesiyle çok çok isteyip kocaman hayaller mi kursam;
Yoksa "Çok düşünürsem 'jinx' edeceğim" veya "Çok istersem ve olmazsa çok üzüleceğim" felsefelerinden birini seçip istediğim şeyleri çok düşünmesem mi
karar veremiyorum.
Bunu söylediğimde "Dalga mı geçiyorsun?" dedi Miles.
Hiç dalga geçmiyorum. Hakikaten böyle saçma bir hallerdeyim.
Uyuyup uyansam birileri benim için yapmam gereken herşeyi yapsa ve olsa istiyorum.
Ya da mesela zaman ben işlerimi bitirene kadar dursa?
"Please turn on your magic beam,
Mr. Sandman bring me a dream"
- The Chordettes
4.7.12
Gitme Mevsimi
Yine o dönemdeyiz:
"Gitme Mevsimi"
Ben ve çevremdeki bir çok insanın kendini geliştirmek, kendini göstermek, kendini bulmak, kendini anlamak için "gittiği" mevsim.
Şimdiye dek çıkacağım en uzun yolculuk için bavul yapmam gerekiyor.
Şu an saat 20:23.
Uçağım yarın öğlen 12:00'de kalkıyor.
Evden sabah 07:00 gibi çıkmayı düşünüyoruz.
Asla istediğimiz zamanda evden çıkamadığımız için çıkışımız -en iyi ihtimalle- 07:30'u bulur diye düşünüyorum.
Bu bana, kabı olmayan su kütlelerinin yayıldığı gibi yayılmış olduğum odamı iki bavula sığdırmak için 10 saat 7 dakika bırakıyor.
Ben bu hesabı yapana kadar sürem 10 saat 4 dakikaya düştü bile.
Kendimden beklemediğim bir içsel panik, dışsal sakinlik içerisindeyim.
İçimde hiç durmak bilmeyen bir hortum var sanki. Bedenimin içindeki her şeyi savuruyor fakat derim öyle sert ki, içeride kısılı kalıyor. Dışarıdan baktığınızda ise uykulu ve huzurlu bir ben göreceksiniz.
Heyecanlanmamam saçma olurdu. Biliyorum.
Ne kadar uzun süredir yarın bineceğim uçağı beklediğimi beni azıcık tanıyan herkes bilir.
Yine de içime biraz daha hakim olabilmek isterdim.
Ya da en azından bavulumu toplayabilmek...
Derin bir nefes.
Ve işime dönüyorum.
Boston'dan bir isteğiniz var mı?
18.6.12
5 dakika mola.
Başıma harika bir şey geldiğinde, bu harika deneyimin ilk 10 saniyesinde öyle panik oluyorum ki deneyimin gerçekleştiği alandan uzaklaşmam; biraz sakinleşmem, ve ancak sakinleştikten sonra geri dönmem icap ediyor.
Ve söz konusu harika deneyim birisiyle tanışmak ya da konuşmaksa şayet,
"siz bi 5 dakika durun ben sakinleşip geliyorum" demek çok yersiz olacağından,
Panik halinde bir 5 dakika konuşup, sonrasında mavi ekran vermeye başlıyorum.
Konuşmayı devam ettiriyorsam saçma espiriler yapıyor, ya da daha kötüsü saçma bir espiriyle konuşmayı sonlandırıyorum.
Halbu ki bir 5 dakika verseler bana, dönüşüm muhteşem olur.
Ve söz konusu harika deneyim birisiyle tanışmak ya da konuşmaksa şayet,
"siz bi 5 dakika durun ben sakinleşip geliyorum" demek çok yersiz olacağından,
Panik halinde bir 5 dakika konuşup, sonrasında mavi ekran vermeye başlıyorum.
Konuşmayı devam ettiriyorsam saçma espiriler yapıyor, ya da daha kötüsü saçma bir espiriyle konuşmayı sonlandırıyorum.
Halbu ki bir 5 dakika verseler bana, dönüşüm muhteşem olur.
23.2.12
Zamanı Durduramama Sendromu
Hızlı geçen günlerden, dinmek bilmeyen gürültüden ve bitmek bilmeyen işlerden boğulmak üzereyim.
Sürekli kendi kendime şikayet ediyor gibiyim, ve sadece bu düşünce bile beni biraz daha sinir ediyor.
Yaptığım ve yapacağım her işi, tanıdığım ve tanıyacağım her insanı çok seviyorum; beni yanlış anlamayın. Çoğu zaman bu kadar huysuz bile değilim.
Sadece ritmine yetişmek için çırpınıp durduğum şu hayatta bir molaya ihtiyacım var.
Her şey dursun istiyorum. Şimdi. Şu an.
Herkes dursun, ve sessizleşsin, ve sakinleşsin...
Bana birkaç gün verin, birkaç hafta belki. Bilemedin birkaç ay.
Söz veriyorum döndüğümde her şeyi halledeceğim.
Ama lütfen artık birileri durdursun şu zamanı.
Sürekli kendi kendime şikayet ediyor gibiyim, ve sadece bu düşünce bile beni biraz daha sinir ediyor.
Yaptığım ve yapacağım her işi, tanıdığım ve tanıyacağım her insanı çok seviyorum; beni yanlış anlamayın. Çoğu zaman bu kadar huysuz bile değilim.
Sadece ritmine yetişmek için çırpınıp durduğum şu hayatta bir molaya ihtiyacım var.
Her şey dursun istiyorum. Şimdi. Şu an.
Herkes dursun, ve sessizleşsin, ve sakinleşsin...
Bana birkaç gün verin, birkaç hafta belki. Bilemedin birkaç ay.
Söz veriyorum döndüğümde her şeyi halledeceğim.
Ama lütfen artık birileri durdursun şu zamanı.
14.2.12
13 Şubatın son demlerinde
Yalnız geçirilen 14 Şubatların histerisi bende pek yoktur.
Yalnız geçirilen herhangi bir günden farklı bir histeri yok diyelim en azından.
Öte yandan, sadece insanları güldürebilmek için işi gücü bırakıp kırmızı kağıttan kestiğim kalplerin üzerine akrostiş yazacak bir dengesizlikte olduğumu burada itiraf edeceğim.
Son bir buçuk saatimi "popo" ve nice kelimelere kafiye düşünerek geçirdim...
Bilmiyorum, bu işe başlamadan önce düşüncesi bile öyle hoşuma gitmişti ki, insanları bundan mahrum edemezmişim gibi geldi. Bu ve benzeri saçmalıklar olmadan hayat hiçbir şeye benzemezdi bana kalırsa.
Daha çok insan saçmalamalı.
(Manasız sosyal mesajımı da veriyorum.)
Her neyse, bu başı sonu bir şeye benzemeyen yazının bir amacı varsa, o da sadece bir şeyleri kutlamak için icat edilen günlerde keyfinizi kaçırmanıza izin veremeyecek olmamdı.
Sevgililer gününü kutlamak için bir sevgiliye ihtiyacınız olmadığını hatırlatmak istedim.
Arkadaşlarınıza da pekala aşk şiiri yazabilir, çikolata alabilirsiniz.
Hatta çok arzu ediyorsanız bana da çikolata alabilirsiniz.
Kısacası, hepimizin Sevgililer Günüsü kutlu olsun.
Yalnız geçirilen herhangi bir günden farklı bir histeri yok diyelim en azından.
Öte yandan, sadece insanları güldürebilmek için işi gücü bırakıp kırmızı kağıttan kestiğim kalplerin üzerine akrostiş yazacak bir dengesizlikte olduğumu burada itiraf edeceğim.
Son bir buçuk saatimi "popo" ve nice kelimelere kafiye düşünerek geçirdim...
Bilmiyorum, bu işe başlamadan önce düşüncesi bile öyle hoşuma gitmişti ki, insanları bundan mahrum edemezmişim gibi geldi. Bu ve benzeri saçmalıklar olmadan hayat hiçbir şeye benzemezdi bana kalırsa.
Daha çok insan saçmalamalı.
(Manasız sosyal mesajımı da veriyorum.)
Her neyse, bu başı sonu bir şeye benzemeyen yazının bir amacı varsa, o da sadece bir şeyleri kutlamak için icat edilen günlerde keyfinizi kaçırmanıza izin veremeyecek olmamdı.
Sevgililer gününü kutlamak için bir sevgiliye ihtiyacınız olmadığını hatırlatmak istedim.
Arkadaşlarınıza da pekala aşk şiiri yazabilir, çikolata alabilirsiniz.
Hatta çok arzu ediyorsanız bana da çikolata alabilirsiniz.
Kısacası, hepimizin Sevgililer Günüsü kutlu olsun.
3.4.11
Ara vermek arada sırada
Merhabalar,
Yazmayalı uzuuun bir süre oldu biliyorum.
Bahaneden bol bir şeyim de yok doğrusu ama oturup sıralamaya gönlüm hiç el vermiyor. Doğru olduklarını bildiğim halde kendi kendime "bu mudur?" diyeceğimi biliyorum çünkü.
Hayatımın çok sıradışı bir noktasındayım son birkaç haftadır.
Umursamazlığım alıp başını gitmiş, hayallerim gerçeğe öyle yakın geliyor ki bugün yarın olacaklarmış gibi, dinlediğim müzikler dünyanın her bir yanından geliyor, filmlere gidiyorum, konserlere gideceğim, fırtınalı havalarda adaya gidiyorum, "gülmek ne güzel?" diye düşünüyorum, ne çok gülüyorum anlatamam.
Çok gülüyorum, çok.
Gelecekten gelmiş ve şimdiki bedenime sıkışmış gibiyim adeta. Başıma gelen garip veya kötü şeylere, sanki üzerinden yıllar geçmiş ve ben geriye bakıyormuş gibi tepkiler veriyorum. Yaşını başını almış bir insanın koyvermişliği var üzerimde. Bu yaşımda, bu tavrım nereden kimden geliyor inanın bilmiyorum.
Ailemde böyle bir büyüğüm yok, annem ve babam bir süredir ortayaş krizinde oldukları için onları örnek aldığımı da söyleyemeyeceğim (eğer öyle olsaydı işte tam 18likler gibi davranmam gerekirdi).
Bir garibim kısacası.
Çok gülüyorum, çok.
Yazmayalı uzuuun bir süre oldu biliyorum.
Bahaneden bol bir şeyim de yok doğrusu ama oturup sıralamaya gönlüm hiç el vermiyor. Doğru olduklarını bildiğim halde kendi kendime "bu mudur?" diyeceğimi biliyorum çünkü.
Hayatımın çok sıradışı bir noktasındayım son birkaç haftadır.
Umursamazlığım alıp başını gitmiş, hayallerim gerçeğe öyle yakın geliyor ki bugün yarın olacaklarmış gibi, dinlediğim müzikler dünyanın her bir yanından geliyor, filmlere gidiyorum, konserlere gideceğim, fırtınalı havalarda adaya gidiyorum, "gülmek ne güzel?" diye düşünüyorum, ne çok gülüyorum anlatamam.
Çok gülüyorum, çok.
Gelecekten gelmiş ve şimdiki bedenime sıkışmış gibiyim adeta. Başıma gelen garip veya kötü şeylere, sanki üzerinden yıllar geçmiş ve ben geriye bakıyormuş gibi tepkiler veriyorum. Yaşını başını almış bir insanın koyvermişliği var üzerimde. Bu yaşımda, bu tavrım nereden kimden geliyor inanın bilmiyorum.
Ailemde böyle bir büyüğüm yok, annem ve babam bir süredir ortayaş krizinde oldukları için onları örnek aldığımı da söyleyemeyeceğim (eğer öyle olsaydı işte tam 18likler gibi davranmam gerekirdi).
Bir garibim kısacası.
Çok gülüyorum, çok.
5.2.11
Kısa-Tatil-Sendromu
Hiçbir şey yapmak zorunda olmamanın verdiği rahatlık hakikaten başka.
Yapmam gereken en zor seçimlerin evdeki kanepeler, ya da izleyebileceğim filmler arasında olması kadar güzel bir mutluluk yok. Yerli yersiz aşermeler üzerine 3-4 saatlik Sims2 maratonu yapmak da serbest. Pazar günü yurtdışından döndüğüm için evde bir orduyu beslemeye yetecek kadar Duty Free'den alınmış çikolata da mevcut. Nescafe stokumuz da yerinde.
Üzüldüğüm tek şey, hiçbir şey yapmama duygusunun tam olarak ruhuma işlemesi ve beni yararlı şeyler yapmaya itmesi iki haftada olacakmış gibi gözükmüyor.
Yani "bir fırsat bulsam yapacağım!" dediğim şeyleri bu tatilde yapacağımı hiç sanmıyorum.
Birkaç şeyi daha erteliyorum ve ertelememem gereken şeyler için de -kısmen- telaşlanıyorum.
Tatil hakikaten güzel şey;
Ama kursağımızda kalacakmış gibi geliyor.
Şimdilik biraz daha m&m ve iyi seçilmiş bir film...
25.12.10
Sonradan-Vuran-Post-Konser-Sendromu
Ses sisteminin çökmesinin hemen ardından 'unplugged konser verirlermiş falan' diye şakasını geçmiştim. IKSV görevlisinin sahneye çıkıp grubun akustik konser vereceğini söylemesi 10 dakika sürmedi. İnsanlar huysuzlaşmışlardı. Ben mutluydum.
Yine konserin ortasında bir yerlerde, önümde oturan yırtık ayakkabılı ve pis saçlı İngiliz, Blaine Harrison, ses sistemi için özür dileyip 'İyi duyuluyor mu?' diye sorduğunda, kalabalıkla beraber çığlık atıyorum. Gözlerimin içine bakıyor ve 'Gerçekten mi?' diye soruyor, 'Mükemmel' diyorum.
Arada Türkçe bir şeyler saçmalıyor: "Dün. Akşam. Çok. İçtik. Çok. İçtik. Çok. Sarhoş. Olduk."
Oturduğun yerin sadece bir metre ötesinde ayakta yine gitarını çalıp şarkı söyleyen William Rees duruyor. O konuşmak yerine Blaine'e bakıp gülmeyi tercih ediyor.
Konserin ortasında bir yerlerde şarkı bittikten hemen sonra Blaine penasını düşürmüştü. Penaya uzanmak için çaba harcamam gerekmiyordu aslında. Ama en azından konserin bitmesinin gerektiğini düşündüğüm için konserin ikinci yarısını arada sırada 'başkaları penayı gördü mü?' diye telaşlanarak geçirdim.
Yaşlı olmasa da genç olmadığı ortada olan backstage'e laf atmanın yarattığı prestij sayesinde, grubun özür biralarının ilki bana uzatılıyor. Şarkıları söyleyebilmek adına sadece aralarda biramı içebiliyorum.
Bir süre beklememize rağmen bis yapmaya çıkmadılar; ama ben konser biter bitmez çoktan penamı almıştım.
İyi veya kötüden ziyade; sempatik bir konserdi.
Sempatik bir grup Mystery Jets.
Bir sonraki konserine kesin gidiyorum mesela...
10.12.10
Post-Musical-Evening
Bu akşamki gibi akşamlarla dolu bir hayat geçirebilirim,
bunu yapabilirim,
kesinlikle.
İnsan geleceği için kararlar alırken bunu unutmamalı bence.
Günlerini nasıl geçirmek istediğini, unutmamalı.
28.11.10
The Lazy Song (Bruno Mars)
O yapmak istediğim her şey için bol bol zamanımın olacağı günleri bekliyorum.
Şimdilik,
hiç bir şey yetişmiyor...
27.8.10
Ağustos Sonu Sendromu
E Ağustos geldi?
Ağustos geldi ve geçti hatta...
Tatil ne ara başladı, ne ara bitti anlamadım ki ben.
Herkes okulu ne kadar özlediğinden bahsediyor...
İnanın ben de okulda olmayı çok özledim; taşını toprağını, insanlarını, havasını çok özledim.
Ama okul mantığı şu an öyle uzak ki...
Dersti, sınavdı, yeni konuydu; bunlara hiç hiç hiç hazır değilim.
Ne yapacağımı bilemiyorum.
Şimdiden oldukça tedirginim!
Bitmek zorunda mıydın Ağustos?
28.7.10
Kafamın İçinde Neler Oluyor Sendromu
Hepimizin kafasında birden çok şey dolaşıyor değil mi?
Bazı şeyler bağırıyor ve buldukları her kelimeyi oraya buraya fırlatıyor; bazı şeyler de daha sessiz, daha sakin takılıyor. Bu sakin olanların da huyu, gürültücü olanlar soluklanmak üzere durduklarında utana sıkıla "Ben de burdayım," demek. Çok yüksek sesle söylemiyorlar tabii ama sessizlik olduğu için hafif bir yankı ekleniyor falan derken, rahatsız edici bir noktaya ulaşabiliyorlar. Zaten yankı bitene kadar da diğerleri soluklarını almış ve güçlerini toplamış oluyor. Sonra hengame tekrar başlıyor.
Hepimizin kafasında bunlar oluyor, değil mi?
Bazı şeyler bağırıyor ve buldukları her kelimeyi oraya buraya fırlatıyor; bazı şeyler de daha sessiz, daha sakin takılıyor. Bu sakin olanların da huyu, gürültücü olanlar soluklanmak üzere durduklarında utana sıkıla "Ben de burdayım," demek. Çok yüksek sesle söylemiyorlar tabii ama sessizlik olduğu için hafif bir yankı ekleniyor falan derken, rahatsız edici bir noktaya ulaşabiliyorlar. Zaten yankı bitene kadar da diğerleri soluklarını almış ve güçlerini toplamış oluyor. Sonra hengame tekrar başlıyor.
Hepimizin kafasında bunlar oluyor, değil mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

