Sayfalar

22.5.11

Mektup #7

"Görmek isteyeceğim onca insan varken;
Seni görmekten böylesine korkuyorken;
Bu şehir öylesine büyük, öylesine kalabalık olduğu halde;
Son 365 günde
Seni düşünmediğim toplam 20 dakikanın
21.sinde
Mutlu olmaya çabalarken
Seni gördüm ya karşımda;
Ve gülüp, dalga geçip, hiç bir şeyin değişmediğini
Hatırlattın ya bana.
Vay vay vay vay
Vay benim halime..."

Shuffle #12

"Oh I got a feeling
And it's burning in me bright
Burns me a hole straight through all of my heart"
- Patrick Watson

İşaret dilinde "Senin kaplumbağalarının güldüğünü duydum" diyebilirim.

19.5.11

Kutular, Düşünceler, Vesaire

İçinde ısırılmış bir elmadan tutun da, ipek bir kaşkola kadar her türlü eşyanın olduğu bir kutu hayal edin.
Eski bir kutu değil bu, bir sandık da değil. Tahtadan, temiz, düz bir kutu.
Ağzına kadar dolu olduğunu, orasından burasından abuk subuk şeylerin taştığını hayal edin.

Son zamanlarda kafamın için bu kutudan ibaret işte.
Birbirinden bağımsız, farklı önem ve güzelliklerde, yüzlerce düşünce, binlerce kelime, çözülmesi gereken duygular ve hazmedilmesi gereken anılarla dolu.
Birçoğumuzun yaptığı -ve fark etmediği- gibi ben de tek bir saniye içinde birkaç farklı anı yaşıyorum.
Şu an, hem şu anı, hem geleceği, hem de geçmişi yaşıyorum.

Bir adım atarken; çoktan atmış olduğum adımları ve ileride atacağım adımları düşünüyorum. Hatta bu düşünmekten de öte bir şey. Hissetmek gibi. Yaşamak gibi işte.
Geçmişte yaptığım herşey bugünün bir parçası; ve bugün de gelecekte yapacağım şeylerin bir parçası gibi. Bu aslında tek bir eylem, tek bir hareket, tek bir adım; bir tane yaşam. Bir kere olup bitiyor gibi.
Bir kere olup bitiyor ya zaten.

Aslında düşündüğümüz kadar uzun değil.
Tek bir andan ibaret.
Şu andan,
ibaret.

16.5.11

The End

"This is a happy end
Cause you don't understand..."


365.365 the end, originally uploaded by just.jessicarrr.


"Everything you have done,
Why's everything so wrong?
This is a happy end,
Come and give me your hand
I'll take you far away..."
- Yael Naim

1.5.11

İki gün, 17 sene önce.

Hayali kahramanlarıyla oturup sohbet eden;
Cinderella'yı izledikten sonra iyi olmaya karar veren;
Başakalarıyla çikolata yerken, kendisininki en sona kalsın diye ufak ufak yiyen;
Kendi kendine "ileride bulup okurum ve gülerim" diye notlar yazan;
Arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde, bir birine benzeyen ama her seferinde yeniden yazdığı hikayeler anlatan;
Sadece elini yıkamak için bile gitse, tuvalete girdiği anda şarkı söylemeye başlayan;
Kulaklıkla müzik dinlediğinde, kendi sesini duyabilmek için bağıra çağıra şarkılara eşlik eden;
İnsanları sevmemek için düşünse bile sebep bulamayan;
Arkadaşlıkların sonsuz, sevginin asla tükenemeyecek olduğunu düşünen;
Mükemmelin olmadığına inanmayan kız çocuğu,

İki gün,
17 sene önce,
Seninle beraber doğduk.
Sen bu süre içerisinde, bir gün, bir yerlerde kayboldun.
Seni bir daha hiç görmedim.
Geriye, gördüğüm en güzel bir kaç gülümsemeyi bıraktın,
17'ye 13 çerçevelerin içinde.
Geriye, beni bıraktın,
seni kendime hatırlatmam için.

Her neredeysen, doğum günün kutlu olsun. Umarım bir yerlerde birileri sana güzel bir pasta hazırlamıştır, ve mumları üflemeden önce güzel bir dilek tutmuşsundur.

Herkes "Seni Seviyorum" Der



Bugün bir başka Woody Allen filmi izledim. Hatta film, doğru kelime değil. Doğru kelime "müzikal" olmalı...
"Everyone Says I Love You" 96 yapımı; isminden de anlaşıldığı gibi, herkesin nasıl da "seni seviyorum" diyebildiğini anlatan; farklı yaşlarda ve tarzlarda çiftlerin arasında dolaşan güzel bir müzikal.
Filmin farklı sahnelerinde, farklı karakterler, yukarıda Marilyn Monroe'nun (Some Like It Hot'ta söylediği) versiyonunu paylaştığım şarkıyı söylüyor.
Yani karakterlerin hepsi bir noktada aşktan nasıl vazgeçtiklerini ilan ediyorlar...
Ama eninde sonunda herkes yine "seni seviyorum" diyor.

Sevgi öyle tatlı bir şey ki bazen...

Senelerdir bu iki kelimeyi ne kadar yorduğumuzdan bahsediyoruz, anlamını yitirdiğinden, artık var olmadığından.
Halbuki gerçekten içten söylenen bir "seni seviyorum"dan daha anlamlı bir söz yok şu dünyada.

-I'm through with love.
-Yeah, right.