Sayfalar

10.1.12

All along,

".. I said we'd be sorry, sorry
And so we are..."


Keane - Allemande

Powered by mp3ye.eu

9.1.12

Yol Öyküsü


Elindeki zarf evirilip çevrilmekten buruş buruş olmuştu. Nereye koymalıydı? İçeriye gidip onu uyandırmak istemiyordu, bu yüzden ya salona ya da mutfağa bırakmalıydı. Ahşap sehpanın üstüne bırakmak üzereydi ki; yine yapamadı. Mutfağa geri girdi. Buzdolabının üzerindeki mıknatıslardan birini alıp alışveriş listesinin yanına yerleştirdi. Tam yerini değiştirmek için elini uzatmıştı ki içeriden bir homurtu geldi. Gitmeliydi.

Parmak uçlarında dış kapıya çıktı ve yavaş hareketlerle kulpu döndürdü. Kapı klasik gıcırtısını çıkarmasın diye daha da dikkatli davranıyordu. Sonunda evden çıkabildi ve kapıyı aynı yavaş hareketlerle kapadı. Merdivenleri parmak ucunda indi ve iki sokak ötedeki otobüs durağına varana dek nefes bile almadı. Çantasını hiç durmadan kontrol ediyordu: Cüzdan, anahtar, bilet, pasaport… Cüzdan, anahtar, bilet, pasaport… Bir şeyleri unuttuğuna öyle emindi ki. Bir süre sonra uykusu endişesini bastırdı ve başını otobüsün camına yaslayıverdi. Soğuk cam, buhar oldu ve göz kapakları düştü.

“Son durak burası,” ufak tefek, göbekli bir adam yüzünde hüzünlü bir ifadeyle elini omzuna koymuştu “Artık inmelisiniz”. Uyku sersemi bir gülümsemeye çalışsa da başarılı olmadı. Apar topar otobüsten indi. Sabahın bu saatinde trafik yoktu bu yüzden düşündüğünden çok daha erken gelmişti. Büyük bekleme salonundaki koltuklardan birine oturdu. Ekrandaki uçak isimlerine baktı, sakin gözlerle kendi uçağını aradı.

Etraftaki telaşı izliyor, seferlerine yetişmeye çalışan insanları takip ediyordu. Aralıkla yapılan anonsları dikkatlice dinliyordu. Karşısındaki koltuğa genç bir adam oturmuş gazetesini okuyordu. Yanındaki sehpada, girişteki dükkândan aldığı filtre kahvesinin buharı tütüyordu. Kokusunu oturduğu yerden duyabiliyordu. Genç adam gazetesinin üzerinden ona baktı; ya da öyle sanmıştı. Gözleri bulandığı için emin olamıyordu. Adam gazeteyi katlayıp, kahvesinin yanına bıraktı. Yanındaki boş koltuğa oturdu. “Her şey yolunda mı?”

İşte şimdi her şey tertemiz gözüküyordu. Ama yanağındaki çizgi halindeki ıslaklık yeniydi. “Her şey yolunda mı?”

Yeni bir anons New York seferi için son çağrıyı yapıyordu. “Üzgünüm bu benim uçağım; ama iyi olacaksınız değil mi?” deyip karşı masada bıraktığı gazetesine yöneldi. “Umarım yolculuk kendinizi biraz daha iyi hissetmenizi sağlar” dedi ve son kez acı bir gülümsemeyle bakıp kapılardan birine doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. İleride bir görevliye bir şeyler söyleyip onun oturduğu tarafı işaret ettiğini fark etti. Görevli genç adamın gülümsemesinin aynısını yüzüne yerleştirmiş bir şekilde yanına geldi. “Yardım edebileceğim bir şey var mı?” dedi çekinerek. “İsterseniz biletinize bakayım, uçağınızı beraber bekleriz.” Görevli elindeki bilete uzandı ve ellerinin arasından yumuşak bir hareketle çekti.

Kısa bir sessizlikten sonra görevli bileti uzatarak “doğru bilet olduğuna emin misiniz?” dedi. Gülümseme hala oradaydı ama ses tonuna ince bir alay yerleşmişti sanki. “Evet” dedi çok derinden gelen bir sesle ve bileti görevlinin elinden aldı. “Ama biletinizin tarihi--”

Yeni bir anons yapılıyordu, bu sefer uçak Paris’e kalkıyordu. Yerinden kalktı ve görevlinin sözlerini dinlemeden kapılardan bir tanesine yöneldi. Kalabalığa karıştı ve kalabalığın sonundaki kuyruğa girdi. Bir şeyleri unuttuğuna emindi…

***

“Poğaça almadın mı?”
“Efendim?”
“Poğaça. Kağıda öyle yazmışsın, dolabın üzerinde duruyordu.”
“… Fırın kapalıydı.”

6.1.12

50 dakikalık uykularla, sonu gelmeyen günler hiç çekilmiyor.

"Nasılsın?" demeyi öğrenmeli her insan. Ve cevabı gerçekten merak etmeli.

Şimdi beynimi kapamaya gidiyorum, ben yokken kendinize iyi bakın...

2.1.12

2012.

Sütlü kahvenin tadı, aynı.
Son ana bırakılan ödevlerin stresi, aynı.
Akvaryumum da şebelek şebelek yüzen balıklarımın şebeleklik kat sayıları, aynı.
Odamın dağınıklığı, aynı.
Okunması gereken kitapların, kitap okumaya ayırabildiğim vakte oranı, aynı.
Dinlediğim müziklere eşlik etmekten duyduğum keyif, aynı.
Geleceğe olan merakım ve endişem ve heyecanım, aynı.
Yarın erken kalkacağımı biliyor olmanın azabı, aynı.
Yapmam gereken şeyleri ertelemeye olan müthiş yeteneğim, aynı.

Bu kadar çok şey aynı iken, nasıl yeni bir yılda olabiliriz ki?

"When she was just a girl,
She expected the world
But it flew away from her reach
So she ran away in her sleep
...
This could be Para-Para-Paradise"
-Coldplay




Not: Blogum üç yaşında!

26.12.11

"C'est Noel"

Champs Elysees sokaklarında küçük Noel tezgahlarının bittiği yerde, ortalama bir kalabalıkla Jeff Buckley'nin tarzıyla Hallelujah söyleyen bir sokak müzisyeni gerçekten çok tatlı oluyor.

Ama bir sonraki şarkıya geçip, She Will Be Loved söylerken, içine çöp ve eski metal parçaları doldurduğu alışveriş arabasını itekleyerek müzisyenin yanına gelen evsiz adamın muhteşem bir ritim duygusuyla iki eski bagetle şarkıya eşlik edişi ciddi anlamda büyüleyici oluyor.

Müzik, gerçekten her yerde.
Ve hepimiz, eğer kendimize izin verirsek, onun bir parçası olabiliyoruz.

Adamı izlerken kendimi alıkoyamadığım bir düşünce vardı ki, beni hem kendi geleceğim hem de yaşadığım toplumun geleceği için telaşlandırdı: Bir zamanlar belki de gerçekten yetenekli bir müzisyen olan bu adam, şimdi açtı ve sokaklardaydı. Ne kadar yetenekli olduğunun, ve doğaçlamaya olan kabiliyetinin bir grup turist dışında -yanındaki "müzisyen için bile, çünkü daha sonra onu yanından kovdu- kimse için bir önemi yoktu...

Umarım orada olan diğer insanlar da bu sıradışı adamdan benim kadar ilham almışlardır...
Belki döndüğümde çektiğim video'yu buraya koyarım.

Şimdilik kutlayan ve kutlamayan herkese mutlu Noeller.