Sayfalar

1.12.10

Yüz Metrede Bir

Eve geldiğimde dışarıda bir şey patlıyor gibi sesler geliyordu, pencereden dışarı baktığımda çok yakında bir yerlerde havai fişek patlattıklarını gördüm.
Bir kaç yüz metre ötede birileri bir şeyler kutlarken, benim moralimin bu kadar bozuk olması ne garip.

28.11.10

The Lazy Song (Bruno Mars)

O yapmak istediğim her şey için bol bol zamanımın olacağı günleri bekliyorum.
Şimdilik,
hiç bir şey yetişmiyor...

27.11.10

"So you must be.. Sgt. Pepper?"

Kate & Leopold (2001)



Hayatının bir noktasında peri masallarına inanmış;
ve hala oralarda bir yerlerde beyaz atlı prenslerin var olduğunu düşünerek kendini mutlu eden tüm kızların izlemesi gereken bir film. :)

Not: Hugh Jackman'a zaten aşık değilseniz, bu filmden sonra aşık olucaksınız...

26.11.10

Yazmadığımız Hikayeler

Etrafımdaki boşluğu dolduran bir şeyler var.
Fikir ve duygular ve hikayeler ve kelimeler ve sesler ve ışıklar ve dahası.
İfade gücümü kaybediyor gibi hissediyorum kendimi.
Eskiden fikirlerimi kelimelere dökmeyi çok iyi beceriyordum.
Ne oldu, ne değişti hiç bir fikrim yok.
Sadece tekrar yazı yazabilmek istiyorum...

Sanırım ertelediğim diğer herşeyin yanında bir de kendimi ifade etmeyi erteliyor olmam doğru değil...

25.11.10

"When I'm older, I'm gonna be a superstar."

"Go be that starving artist you’re afraid to be. Open up that journal and get poetic finally. Volunteer. Suck it up and travel. You were not born here to work and pay taxes. You were put here to be part of a vast organism to explore and create. Stop putting it off. The world has much more to offer than what’s on 15 televisions at TGI Fridays. Take pictures. Scare people. Shake up the scene. Be the change you want to see in the world. You'll thank yourself for it."
- Jason Mraz



***

Kuşburnu'nun blogu'na her girişimde beni benden alan quote.

22.11.10

Geldim!

Anlatacak ne çok şey oluyor,
İnsan yepyeni bir dünyayı kısa bir süreliğine tattıktan sonra kendininkine dönünce...

13.11.10

Jason Büyürken

Biz küçükken, Jason'la hiç durmadan kavga ederdik.
Çünkü Jason bencilin tekiydi.
O mutlu olmadığında, çevresindeki insanların mutlu olmasından nefret ederdi.
Eğer onun için değilse, hiçbir kutlama yapılmamalıydı.
Sırf canı sıkıldığı için beni rahatsız ve mutsuz ederdi; böylece o rahat ve mutlu olurdu.

Jason Dünya'nın ekseni gibiydi; Dünya ve üzerinde yaşayan bizler onun etrafında dönüyorduk.

Sadece birkaç yıl önce Jason benimle arkadaş olmayı kabul etti.
Ona kendimi nasıl kanıtladığımı ben de bilmiyorum.
Sıradışı birşeyler yapmış olmalıydım; çünkü Jason'ı etkilemek gerçekten zordu.
Sonuç olarak Jason ve ben arkadaş olmuştuk.
Bana üzüntülerini ve mutluluklarını anlatmaya başlamıştı; bazen ben de anlatırdım ama sadece bazen.
Zaman geçtikçe, birbirimize daha çok güvenir olduk.
Ben ona birbirimizden nefret ettiğimiz yıllarda anlatmadığım şeyleri anlatıyordum; o da kafasında cevaplayamadığı soruları bana soruyordu.
Zıt karakterlerimizin birbirini dengelediği, güzel bir arkadaşlık kurabildik.

***

Geçtiğimiz yıl, bugünlerde, Jason bencilliğini kaybetmeye başlıyordu.
Birisi onun güçlü egosuyla çevresine kurduğu duvarları yıkmaya başlamıştı.
Daha doğrusu; duvarları yıkan Jason'ın kendisiydi, çünkü duvarların arasına bir kapı yerleştirmeyi unutmuş ve içeri söz konusu birisini almak istediğinde çaresiz kalmıştı.

Jason bu bir yıl içerisinde; bu yazının başındaki "ben"in asla hayal bile edemeyeceği bir azimle bencilliğini yok ediyordu.
Kendisine sabitlediği Eksen'i bile o birisi ile kendisi arasına sabitlemeyi başarmıştı.
Jason bir başkası mutsuz olduğunda, mutsuz olmayı öğreniyordu.
İnsanların mutluluklarını çalmaya alışık olduğu halde, başkalarını mutlu etmeyi öğreniyordu.

Dün, Jason'ın ne kadar büyüdüğünü fark ettiğimde;
Jason ağlıyordu.